|
|
|
 |
Yaz Geçer / Derin Gezer
Neredeyse geçtiğimiz yazı, güney illerimizin
şirin ve ufak bir beldesinde, yüzerek ve web
sitesi yaparak geçirdim. Yıllardır sıkça
gittiğimden ve bir zamanlar da burada rehber
olarak çalıştığımdan, buraya sonradan yerleşip
iş kuranların yanında, yerel dostların da dahil
olduğu geniş bir çevrem vardı.
Bu yerel dostlardan biri de bu şirin beldenin en
meşhur barını on seneden fazla bir süre
işletmiş, ve daha sonra da yabancı bir
hanımefendi ile kurduğu mutlu izdivaç yüzünden
işletmeyi bırakmış, ya da bırakmak zorunda
kalmış olan sevgili bir arkadaşımızdı.
Arkadaşımız, aynı zamanda yörenin en ileri gelen
ailelerinden geliyordu ve babası yıllarca bu
şirin beldede Belediye Başkanlığı yapmıştı. Bu
sayede tüm çevrede sevilmiş espri ve neşe dolu
olan bu arkadaşımızla oluşan dostluğumuz
sayesinde tatil yerlerinde oluşan yerli/yabancı
turist kalabalığına değişik açılardan bakma ve
izleme imkanım oldu.
İlk tanışmamızı hatırlıyorum. İşlettiği barda,
samimi bir şekilde ve rahatça sohbet ettiği
birbirinden güzel turist kızlara iç geçirerek
bakmış ve garsonlardan ve onların yakın
arkadaşlarından bize hiç sıra gelmeyeceğini
anlayarak kös kös kaldığımız otellere geri
dönmüştük.
Hüzün ve buruklukla terkettiğimiz barda ise
çılgın eğlenceler devam etmiş, hatta bu
arkadaşımızın evinin balkonundan aşağıya üzüm
salkımı gibi güzel turist kızların sarktığı
rivayeti rüyalarımıza kadar girmişti.
Durumun gerçek yüzünü ise yıllar sonra
anlayacaktım. Taa ki onunla daha yakın bir
arkadaş olup, o merakla izlediğim garsonlar ve
gece işi ilerletenler karışımına ben de
katılınca.
Dostluğumuz ben onları deplasmanda yenince
başladı. Eski dağcılık arkadaşlarımdan biri de
aynı yerde, sadece Alman turistlerin geldiği ve
günlük doğa faaliyetlerine katıldığı bir otel
işletmeye başlamıştı. Öyle ki yüzde sekseni genç
hanımlardan oluşan bu turist grupları,
havaalanından daha henüz hiç bir kişi ile
konuşmadan resepsiyonda direk biz rehberlerin
önüne geliyor, resmi geçit yapıyorlar ve bizleri
süzüp salınaraktan odalarına çıkıyorlardı. İlk
üç gün, şimdiki yakın dostumun barına, üç ayrı
sarışın fırtına ile girdim.
Daha önce sizde nereden çıktınız, hadi bir an
önce için de gidin dercesine alel acele bize
servis yapıp, tesadüfen yakınlarımıza düşmüş
turist hanımları bizim yapamıyacağımız bir
laubalilikle asılarak içeriye çekiştiren garson
kalabalığı, birden bire aşırı bir sevgi, saygı
ve hizmet yarışına girmişti. İşte bu şekilde
barın sahibi olan şimdiki dostumla da tanışmış
olduk.
Kısa bir süre sonra anladım ki, aslında ortada
benden başka çok ta bir şey yapan yoktu. Benim
de, daha ilk birlikte olduğum sarışın bir hatuna
aşık olup, durmadan onu sayıklayarak, tuttuğum
diğer sarışın elleri saniyesinde pişman olup
bıraktığım göz önüne alınırsa, kimse gerçekte
bir şey yapmıyordu yani. Kendimi bol
selamlaşmalı ve abartılı espirili bu hoş
kalabalığın sohbetine bırakmaya başladıkça
gördüm ki, benim bu barlarda her gece çılgınca
eğlenip, her gece birbirleri ile seviştiklerini
zanettiğim bu turist kalabalığı, aslında turist
filan değil, orada çalışan ve yıllardır
birbirini tanıyan, hepsinin sabit ve çoğunlukla
birbirleri ile yıllanmış ilişkileri olan normal
insanlarmış. Bunlar gece geç saatlere kadar
hizmet ettikleri gerçek turistlerden acılarını
onlardan daha fazla eğlenerek çıkartan bar
sahibi, barmen, halıcı, derici, kuyumcu, turizim
şirketi sahibi, otel işletmecisi velhasıl
birbirlerini yıllardır tanıyan bir gurup insan.
Örnek vermek gerekirse, şehirden gelip henüz
yeni oturduğunuz o barda sizin süzerek
baktığınız bir yabancı hanımefedinin yanına "-
Naaber bebek!" diye oturan ve umarsızlığı ile
sizi şaşkına çeviren, kafasına mandana geçirmiş
o becerikli zampara, aslında senelerdir tanışan,
biri bir seyahat acentasında rehber olarak
çalışan diğeri ise bir halıcıda satıcı olarak
çalışan ve aralarında komisyon ilişkisi olan iki
iş arkadaşı.
Üstelikte eğer aralarında bir ilişki söz konusu
ise bile, bu da yıllardır süren bildiğimiz diğer
ilişkilerden hiç farkı olmayan bir kadın erkek
ilişkisi.
Fakat bir pazar gecesi, aniden bir sürü
bekletilmiş ve yaz tatiline ertelenmiş duygu ve
düşüncelerle bu tatil beldelerine düşen biz
şehir turistlerine bu kalabalık, nasıl da
fantazilerimizin bizi sürüklerdiği bir hayali
cennet dünyası olarak görünmüş, hayret ettim
doğrusu.
Ve meşhur dostumun da oturduğu kasanın, ya da
bizim gözümüzle barın arkasından o günlerdeki
bizleri nasıl da tavuk gibi gördüğünü
anlattığında da ona hiç kızmadım tabii ki.
Kaynak : www.erkekadam.com |
|