|
|
|
 |
Ofis Kızları / Akif Melagil
İş yaşamımın ilk günlerinde çalıştığım yerdeki
kadın sayısını ve bunlardan kaçının bana hitap
ettiğini yakından takip ederdim. İlk iş
tecrübemde de bayan iş arkadaşı bolluğunu
doyasıya yaşadım. Sayıları yaklaşık ikiyüz,
ekiyüzelli olan yirmili yaşlarda birbirinden
güzel kızlarla aynı departmanda çalışıyordum.
Burası bir call-center'dı ve telefonların başına
güzel sesli huriler koyan yöneticilerimiz,
gelişmiş bilgisayar ağlarını bir kaç erkekadam'a
teslim etmeyi yağlemişlerdi.
Bu kadar kızın arasında bir türlü üstesinden
gelemedikleri bilgisayarlarındaki sorunları bir
kaç dokunuşla halleden üniversiteli, zeki çevik
ve esprili biri olmanın dayanılmaz hafifliğini
yaşıyor, kendimi tahıl ambarında bir tavuk gibi
hissediyordum. Yoksa tavuk ambarında horoz mu
demeliydim?
Her şey harikaydı. Daha ilk günlerden birini
bulmuştum bile. Birbirinden seksi kızlar
arasında, çıtı pıtı, adı gibi sürekli gülen
etrafa neşe saçan Cimcime'mi seçmiştim. Tiyatro
oyuncusu olmak istiyordu ve bir gün seneryosunu
benim yazacağım tek kişilik bir oyunla kendini
ispatlayacaktı. Ama işyeri ilişkileri pek
benzemiyordu diğerlerine. Çeşitli sebeplerden
dolayı olması gerekenden erken bitti.
İş yerlerinde ilişkiler apayrı bir yazı konusu
hatta bir araştırma konusu bence. Benim anlatmak
istediğim konu ise biraz daha farklı. Ben
kadınlarla çalışmaktan bahsetmek istiyorum. Zira
az evvel anlattığıma benzer bir kaç tecrübeden
sonra iş yerinde aşk olmaz deyip, ofislerde
hatun avını yasakladım kendime.
Artık onlar benim sevgili mesai arkadaşlarım,
idarecilerim ya da astlarımdı. Her türlü
ayrımcılığın karşında olan biri olarak, cinsiyet
ayrımcılığınıda doğru bulmuyor kadınlarla
çalışıyor olmaktan herhangi bir rahatsızlık
duymuyordum.
Ama bu harkulade yaratıklar zamanla bu fikrimi
değiştirmeyi başardılar. Artık yapacağım işte
etrafımda ne kadar az dişi olursa o kadar iyidir
diyorum.
Neden mi?
Birincisi sabahları günümü mahveden
muhabbetleri(!) yüzünden. Sabah işe gelirken
kendimi mümkün olduğunca pozitive etmeye
çalışırım ve yollarda işine gitmekte olan
insanları gözlemler, necip milletimin nabzını
tutmaya çalışırım. Bu gözlemlerden sonuçlar
çıkarır, herkesin mutlu olabileceği, eşit ve
barışcıl bir dünyaya giden yollar üzerinde
düşünürüm. Bu dünşecelerle ofise giripte, ast
üst ayırt etmeden direk hamam muhabbetine giren
kadınları, istemedende olsa, duyar duymaz
sinirlerim gerilmeye başlar.
Nerde indirim var, zeytinyağlı sarma kaç kalori
içerir, Beyza (sevgili koordinatörümüzün kızı)
Fransızcadan kaç aldı, Body bilmem ne mi daha
çok yağ yakıyor, yoksa bilmemnetör mü? Bu geyiği
yapan bir kadına bir kaç saat sonra iş
beğendirmek zorunda olmak dayanılmaz gerçekten.
Evet, üstlerden devam edelim. Bayan üstler
konusunda aklıma ilk gelen şey sizi asla
dinlemedikleridir. Sizin susmanızı ve
kafasındaki düşünceyi söylemek için sırasını
bekliyorsa gerçekten şanslısınızdır. Genelde
direk sözünüzü keserek anlatmaya başlarlar.
Birde siz asla olmayacak bir şeyin neden
olamayacacağını açıklıyorsanız kafasında direk
şu soru uyanır; acaba gerçekten bu olmaz mı
yoksa bu ukala çocuk benim sözümü mü dinlemiyor.
Genelde ikincisini kabul etmeye meyillidirler.
Bir de sempati ya da antipatilerini direk
işlerine yansıtırlar. Eğer size kılığınız
kıyafetiniz, ya da herhangi bir şeyiniz yüzünden
kıllanmışsa artık ağzınızla kuş tutsanız bir
faydası olmaz. Terside mümkündür.
Sevimliliğinizle kazandığınız sempatiyle doğru
orantılı olarak işinizi savsaklayabilirsiniz.
Çok şükür ki, yöneticilik konusunda hala
erkekler çoğunluğu ellerinde tutuyorlar.
Gelelim ast-üst ayırt etmeden tipik ofisgirl
davranışlarına. Bir kere en bariz özellikleri
dedikodudur. İnanılmaz bir istihbarat ağı
çalışır aralarında. Üstelik bu istihbarat
servisi üyeleri birbirlerinide haber konusu
yapmaktan çekinmezler. Bu nedenle ofisgirller
yakınınızda iken ağzınızdan çıkacak her kelimeye
dikkat etmelisiniz. Düşüncesizce yapacağanız bir
boş boğazlık sizin zekice en ince ayrıntısına
kadar yaptığınız kariyer planlarını alt üst
edebilir.
Ama analitik düşünen bir erkekadam bundan
yararlanmayıda öğrenebiliyor. Az evvel sözünü
ettiğim planlar konusunda ihtiyacınız olan tüm
istihbaratı ve şirkette olup biten her şeyi bu
dişi James Bond'larla kuracağınız
arkadaşlıklarla edinebilirsiniz. Unutulmaması
gereken tek şey, olabildiğince fazla şey
öğrenmek, ama ağzınızdan hiç bir şey kaçırmamak
olmalıdır. Onu dinliyor olmanız, söylediklerine
dikkat kesilmeniz yeterli bir ödüldür kadınlar
için. Sakın ola bende bir iki kelimeyle
muhabbete dahil olayım, ağzından laf alıyor
durumunda kalmayayım tribine girmeyin. Sadece
dinleyin. Sıkıştığınız yerde, hımm....enteresan
diyebilirsiniz ama bununda sık tüketilmemesi
taraftarıyım.
Ofisgirl'ler konusunda asla unutulmaması gereken
bir şeyde onların işlerine yardım edip
şirinleşmeye çalışma yanılgısıdır. Sakın
kendinizi kullandırtmayın. Zira kadınlar bunu
bilinçli bir şekilde kullanıyorlar. Gözlerini
bayıp, adınızın sonuna bir- ciğim eklerler.
Hayır demek zordur. Söyleyebilirseniz bu seferde
ilk hecesi vurgulu, ikincisi uzatılan fettan bir
lütfen kelimesi çıkar ağızlarından. Eğer yine
hayır diyecek kadar başarılıysanız, dudaklarını
tüküreceklermiş gibi büzer ve çok kötüsün
diyiverirler. Ama bu "çok kötüsün'ün" altında,
sen görürsün. Demek öyle ha..... anlamları
yatar. Sakın ola, ya böyle yapma ama
bak.......gibilerinden açıklamalara tevessül
etmeyin. Bütün piçliğinizle öyle bir evet deyin
ki, ofisgril'ümüz, dişiliğinden aldığı erkeklere
dişiliğiyle hükmetme güdüsüyle baş başa kalsın
ve sizi burnu sürtülmesi gerekenler listesine
alsın. Listesine girdiğiniz kişi sayısı arttıkça
etrafınızdaki pervanelerinde arttığınıda
göreceksiniz.
Dayanamadığım bir durumda ofisgirl'lerimizin pek
bir sulu göz olmalarıdır. İş baskısına
dayanamaz, ağlarlar; sevgililerinden ayrılır,
ağlarlar; kayınvalide kırmıştır, ağlarlar; koca
aldatıyor mudur acaba;
ağlarlar..........ağlarlar, ağlarlar,
ağlarlar............... Sanki böyle şeyleri
erkekler yaşamaz. Yaşarlar elbet. Bizde
kırılırız, inciniriz, hayal kırıkları yaşarız
ama bu işi ofiste değilde adam gibi sevgilimizin
göğsünde, ya da dumanaltı bir odada tek başımıza
görürüz. Koca bir departmanın motivasyonunu
bozup, ortalığı kasvete bürümenin ne alemi
vardır ki? Böyle bir durumda espri yapamazsınız.
Müzik dinleyemezseniz. Sanki sizin sıkıtınız
yokmuş gibi birde bir başkasınınkinin yasını
tutarsınız. Bir de ağlama ayini son bulduğunda
iç çeke çeke gözyaşlarını silmeleri yok mudur?
Samimiyetsizce yapılan teselli amaçlı kompliman
yada esprilere yine samimiyetsizce cevap
verirler. Ehe..ehe...hah haa...snif snif......Allah'ım
ne sinir bozucudur ya.
Gelelim yıldız savaşlarına. Genellikle
ofisgril'ler asla birbirlerini çekemezler. Doğal
kadın çekişmelerine birde mesleki menfaat
çatışmaları eklenince seyredin şenliği.
Sinirlerine ve çenesine hakim olma konusunda
karşı cinse oranla oldukça başarasız olduklarını
az evvel anlattığım ofisgirl'lerimiz
birbirlerine karşı samimiyet ve güler yüz
göstermeyi kutsal bir görev addederler adeta,
ama siz bir de onları etrafta dişi yokken görün.
Mesela birini alın ve öğle yemeğini birlikte
yiyin. Bir yolunu bulup şirketteki hatunlardan
birini övün bakalım ne sonuç alacaksınız.
Kesinlikle aleyhine bir şeyler söyleyecektir.
Hatta söze, bak sen daha insanları tanımıyorsun
diye söze başlarsa mail atıp beni tebrik edin
olur mu? Hiç bir şey bulamazsa, ya çok iyi kız
ama çok rüküş falan diyecektir.
Birde iş yerine sanki baloya yada Bodrum'da
çılgın bir partiye gidecekmiş gibi giyinip
gelenler yok mu illet oluyorum. Biz smokinle
geliyormuz ya işe. Ya da söyle bir serzenişte
bulunayım, hakim bey evet taciz ettim ama ofiste
öylede giyinilmezki......
Son olarak diyorum ki, kadınlar iyi güzel hoş
ama onlarla çalışmak istemiyorum!
Kimse kızmasın.
Kaynak : www.erkekadam.com |
|