|
|
|
 |
Namus Belası / Akif Melagil
Benim doğduğum, büyüdüğüm yerlerde tüfekler
asılırdı evlerin duvarlarına. Kilitli
çekmecelerde de tabancalar bulunurdu. Büyükler
sayılır, küçüklere kaşlar çatılırdı.
Hele de kız çocuklarına daha bir sert bakardı o
kaşların altındaki kömür karası gözler. Kızların
hem isimleri vardı hem de namusları. Hem Ayşe,
Fatma, Arzu, Dilek' ti onlar hem de evin,
mahallenin namusları. Gerekmedikçe kapıya
pencereye çıkmaz, çarşıya inemez, sevdalıkta
edemezlerdi. "- Kız öyle gezme, ince basma,
adından söz edilir." diye paylanırlardı.
Eşleri de sorulmazdı onlara. Allah'ın emriyle
istenirlerdi, telli duvaklı verilirlerdi. İlk
gece, ömürleri boyu korumaları sıkıyla tembih
edilmiş, "en kıymetli hazine" lerini kocalarına
sunarlardı. Çocuk yapar, evi temizler, dayak yer
ve çalışamazlardı. Hayatlarından memnun
değilseler bile ses çıkaramazlardı; olsundu yuva
bozulmazdı, çocuklar vardı ve nede olsa
kocasıydı O. Gizli, gizli ağlarlardı köyümün
kadınları ve yavrularını basarlardı sinelerine.
Öper koklar onlarla avunurlardı.
Seneler geçti aradan, büyüdük, okullar bitirdik.
Büyük şehirlerde büyük işler yapmaya, küçük
evlerde bir başımıza yaşamaya başladık. Lisanlar
öğrendik, başka, başka memleketler gördük. Beyaz
yakalı gömleklerle, otomatik makinelerden içtik
kahvelerimizi.
"En kıymetli hazine" miz, erdemlerimiz artık.
Çalışkanlığımız, sağlam karakterimiz, sevgimiz,
hürriyetimiz. Biyolojik setlerle kesmiyoruz biz
ruhumuzun çağıltısını. Eşlerimizi kendimiz
seçiyoruz. Daha rafineyiz artık. Rafine
zevklerimiz, rafine ilişkilerimiz, rafine
hayatlarımız var. Yıktık tabuları, yıktık çünkü
onlar mutsuzluk getiriyorlardı. Peki
yıktıklarımızın yerine yenilerimizi koyabildik
mi?
Benim çalıştığım, yaşadığım yerlerde tek gecelik
aşklar var şimdi. Aldatılmalar var, hayal
kırıklıkları var.Allah'ın emriyle istemiyoruz
artık, tavlıyoruz kızları bilimsel metotlarla.
Usulünce savmakta bir sanat artık. Boşanma
hürriyetimiz var artık ve biz bu hürriyeti
sıklıkla kullanıyoruz ne yazık ki.
Yine ağlıyoruz geceleri. Gizlemiyoruz bu sefer.
Ama görecek kimsede yok zaten. Sinemize basacak
yavrularımızda yok. Ailemiz yok. Dostlarımız
yok. "Adam arar olmuşuz." Eskittiğimiz ilişkiler
kadar popüleriz artık. Ne kadar erken atmışsak
bekaret illetini üzerimizden o kadar çok aferin
alıyoruz. Ne kadar rahat bırakabiliyorsak
tuttuğumuz elleri, ne kadar duyarsızlaşmışsak
kendimize kalmaya, o kadar tabu yıkmışızdır
mutluluk yolumuzu tıkayan. "Evlilik aşkı
öldürüyor" uzunca bir zamandır.
Doğduğum yerlerin insanı da mutsuzdu, geldiğim
yerlerin insanları da.
Neden diye soruyorum kendi kendime. Acaba bir
şeyleri yıkmaya çok mu kaptırdık kendimizi?
Yıkarken gözden kaçırdığımız değerler mi oldu
acaba? Yoksa bir şeyleri yıkarak değil de,
yaparak mı düzeltmeliydik?
Kaynak : www.erkekadam.com |
|