|
|
|
 |
Laf Atma Üzerine / Baki Kara
Özel arabam olmadığından ulaşım için sık sık
taksileri kullanırım. Taksicilerin hiç sevmediği
müşteri tiplerinden biriyim. Bütün muhabbetim
gideceğim yeri söylemek ve inerken teşekkür
etmekten ibarettir, o kadar.
Yine bir gün iş çıkışı Taksim’e gitmek için
Teşvikiye’den taksiye bindim. Olanağanüstü bir
durum yoktu aslında. Trafik her zamanki kadar
yoğundu ve ben yine taksiciyle iki laf etmemek
için gazetemi okuyordum. Birbenbire taksicimin
canhıraş haykırışıyla irkildim:
-Anneni yiyim tavuk, bu ne biçim yumurta!
“Oooha!” dedim içimden. Bu ne menem bir laftır
böyle ve neye söylenmiştir. Bunca yıldır
konuşmak ve yazışmak için Türkçeyi kullanırım,
ilk kez böyle bir cümleye tanıklık ediyordu
kulaklarım. Dumurum dumur üstündeydi. Hemen
etrafa baktım. Ortada ne bir tavuk vardı, ne de
yumurta. Taksicinin baktığı yöne bakınca, bu
olağandışı cümlenin, salına salına karşıya
geçmekte olan iki Hellen sütunu bacağa
atfedildiğini gördüm. Dumurumun katsayısı daha
da artmıştı. Anladım ki olay mahallinde yumurta,
sadece bir imgeydi. İki olağanüstü güzel bacağı
(hakkını teslim edelim) tasvir etmekte
kullanılmıştı.
Şaşkınlığım ve hayranlığım yol boyunca nutkumun
tutulmasına yol açmıştı. Taksim’e geldiğimizde
“müsait bir yerde indirir misiniz, lütfen”
dedim. “Okeydir abi!” dedi. “Ne okeyi? Dur geri
alayım” şeklinde bir dumur espirisi yapayım
dedim; ama göze alamadım. Açıkçası arkasından
söyleyeceği herhangi bir lafı (muhtemelen ilk
kez duyacağım) kaldıramazdım. Parayı uzatıp,
teşekkür ettim ve taksiden indim.
Yürümeye başladığımda hala aklımın her karışını
o cümle işgal ediyordu. Hangi sürrealist
yaklaşım yumurtanın formuyla, bir kadın bacağı
formunu aynı potada eritebilirdi? Yanıtı bulmak
çok zor olmadı: Güzel yurdumun ‘delikanlılık
kurumu’, kendi jargonunu ve yaratıcı gücünü
öylesine geliştirmişti ki bir kadına “ne güzel
bacakların var” demenin akla gelebilecek 1001
yolu varken, “Anneni yiyim tavuk, bu ne biçim
yumurta!” yolunu bulabiliyordu. Sen büyüksün
Allahım!
Biraz daha yürüdüğümde aslında ‘Laf atma sanatı”
diye bir kavram olduğu gerçeğine doğru yol
alıyordum. Bu sanatı icra eden delikanlılarımız
(pardon sanatçılarımız) olağanüstü kreatif
çalışmalar sergiliyorlardı. Bu da onlardan
sadece biriydi aslında. Bir erkek ve grafik
sanatçısı olarak kendimden utanç duydum. Bu
sanata şimdiye kadar hiç bir katkım olmamıştı.
Bir kıza atabildiğim tek laf (sanırım
lisedeydim) ‘gözlerin ne kadar da güzel’di
olmuştu. Tanrım, ne kadar da sıradan! İki güzel
göz gören her erkeğin aklına gelebilecek ilk
cümleydi bu. Yerin dibine girmiştim, bununla da
kalmayıp taksicinin yaratıcılığını müthiş
kıskanmıştım. Acaba bizim ajansta metin
yazarlığı yapar mıydı? Eminim aynı yaratıcı
ekipte yer alırsak ondan çok şey öğrenebilirdim.
Öğrenemesem bile bulaşabilirdi değil mi?
Şaka bir yana, acı bir gerçeğin bir kez daha
farkına varmak beni fazlasıyla üzmüştü. Bu
gerçek, kimi erkeklerin –sosyal konumu, kültürü,
eğitimi ne olursa olsun- kadınları; yolda,
işyerinde, alışverişte ya da belediye
otobüslerinde doymak bilmeyen cinsel arzularına
ortak etme çabası içinde olduğu gerçeğiydi.
Taciz etmek eylemi hayatımızın bir parçası
artık. İki güzel bacak, iki güzel göz ya da
gögüs yaratıcılığın sınırlarını zorlayan
fanteziler üretmemize yetiyor da artıyor bile.
Bazılarımız bu dürtüyü çeşitli barikatlar
koyarak engelleyebiliyor; ama taksici örneğinde
olduğu gibi biraz özgür bir ruh, içimizdeki
doymak bilmeyen hayvanın, avazı çıktığı kadar
bağırarak istemini dile getirmesine engel
olmuyordu. Üstelik bunu yaparken de en kutsal
değerlerimizden biri olan annelerimizi de işin
içine katıyordu.
Aslında o taksici sadece bir simge. Ahlakdışı,
dejenere ve saygısız bir toplumun,
dizginlenemeyen, dişavurmuş erkeksi arzuların
bir simgesi. Biliyorum ki, benim kulaklarımın
tanıklık ettigi o cümleden çok daha ilginç ve
yaratıcı(!) sözleri kadınlarımız hergün duyuyor.
Her gün evinden çıkıp işine ya da alışverişe
giden kadınlar, sokaklarda serseri mayın gibi
dolaşan bu ‘delikanlılar’ın tacizlerine uğruyor.
Bizlerse bazılarına sadece tanık olabiliyoruz.
Yazık!
Baki Kara
Kaynak : www.erkekadam.com |
|