|
|
|
Erkek > Kriz ve
Değişenler |
Kriz Ve Değişenler / Korkut Keskiner
Ekonomik krizler hiç bir zaman kendi başlarına
gelmezler. Bu aralar sık rastlansa da,
bahsettiğim kalp krizleri değil. Ekonomik kriz
toplumların, zaman içinde oluşturduğu iç dengeyi
bozar. Ekonomik daralma ve küçülme, sosyal
dinamik ve sınıfların yön ve yerleri çok hızlı
bir değişime zorlar. Sosyal kriz doğar. Sosyal
patlamalar, gösteriler ve isyanlar, toplumun
bazı bölümlerinin değişime direnmesinin
sonucudur. Direnen gruplar da değişimin
değiştirilemezliğini fark ettiklerinde, bu kez
politik kriz farkedilir: sistem yeni dengelere
uygun olarak yeniden şekillendirilmelidir. Bu
nedenle, bütün ekonomik krizlerin çözümü
siyasidir.
Kriz dönemlerinde libido meselesini tartıştığım
yazıdan farklı ama paralel olarak, bu yazıda
krizin estetik değerlerde yarattığı değişimi,
kişisel ve ampirik bir perspektiften incelemek
istiyorum. Böyle bilimsel ve ağdalı bir girişe
aldanmayın, basit bir konu bu.
Kıtlık dönemleri sırasında, erkekler beğeni
kriterlerini hemen değiştirirler. İnce, genç ve
diri vücutlar yerine, sağlıklı, oturmuş, ve
balık eti vücutlara yönelirler. Toplu kadınlar,
iri kadınlar, olgun kadınlar kendilerine dönük
talebin kriz öncesine göre artmasını, bu yazıya
kadar değerlendirememiş olabilirler, ama krize
borçlular. Kriz, erkeklerin kaprise dayanma
limitlerini çok aşağıya çektiğinden, ve erkekler
maddi ve manevi olarak savurabilecekleri artı
değerleri kaybettikleri için, şımarık, naif,
narin ve kırılgan hanımların, sağlam, güçlü ve
dayanıklı hanımlara rekabet üstünlüğü tersine
döner.
Tarih öncesi çıktığı avdan, ya da eski çağlarda
çıktığı askeri seferden başarısız dönen erkekle,
zaferle dönen erkek ne kadar farklıysa, aynı
süngü düşüklüğü farkı, kriz öncesi ve kriz
sonrası erkek arasında da vardır. En güvenli, en
huzurlu, en az zarar göreceği, yıkılmış olan
egosunu yeniden inşa edebileceği tek yer olan
annesinin kolları ve göğüslerine, ya da ona en
çok benzeyen kadının kolları ve göğüslerine
sığınmak ister. İki dirhem etin örttüğü ayıpları
bırakıp, gerçekleri örten iki okka etin altına
saklanmak ister. Ayrıca bir çok avantajı daha
vardır toplu kadınların: gerektiğinde açlığa çok
daha uzun süre dayanabilmeleri, kışın ısınma
konusundaki reddedilemez katkıları, neşeleri,
konuşkanlıkları, lezzetli yemeklere eğilimleri,
kendilerini güzelleştirme ve bakımlı olma
konusundaki gayretleri, kıskanç olmamaları vs.
vs.
İstisnalar tabii ki vardır. Ama bu yazıyı
okuyana kadar fark etmediğinizi sandığım bu
değişim çok çok yaygın. Bir çok arkadaşımla
tartıştım, kişisel olarak bu yönde bir değişim
yaşadıklarını onayladılar. Hatta biri, "eldeki
kuş, daldaki kuş" benzetmesini hatırlattı.
Evlilerin evlerine, köylülerin köylerine
dönerken, yoldaşlığa, sağlamlığını ispatlamış
eskileri seçtiğini anlattı. Önümüzdeki günlerde
bu trend gittikçe belirginleşecek. Şimdi olası
sonuçları inceleyelim:
Çoktan başladı, ama artarak yayılıyor.
Zayıflamayı, bu konuda sonu gelmez çaba ve
işkenceleri bir kenara bırakıyoruz. Spora evet,
stresi atmamıza yardımcı oluyor. Ama diyete
hayır, ödediğimiz bunca diyet varken, bir de
güzel şeyler (ve çok) yemenin keyfinden de mi
olalım?
Toplu hanımları daha güzel gösterecek şekilde
değişiyor moda. Zaten onlar da eski
çekingenliklerini hızla atıyorlar. Yastık
(ayvanın biraz büyüğü) göbekler açıkta
bırakılıyor, geniş basenlerin üstünde dar ya da
kısa bluzlar görüyoruz. Kadın çekiciliği
katsayısının Akdeniz ölçeğindeki formülü "kalça
çevresi bölü bel çevresi" hesabını yapınca, bazı
güzelliklerden bu kadar zaman neden mahrum
kaldığımıza hayıflanıyoruz.
Zayıf kadınlar, eski talebi bulamayınca, manevi
bedellerinde indirime gidiyorlar. Daha olumlu,
daha az beklentili, daha az nazlı oluyorlar.
Rekabet ve piyasanın görünmez eli, yapay
değerleri silip atıyor.
Bütün kadınlardan şefkat görmeye alışkın olmayan
erkekler de, başka bir şey değil de insan
oldukları için, kendilerine iyi davranan
kadınlara iyi davranıyorlar. Olumlu bir kısır
döngü içinde, değişime direnmeye çalışıp da
ilişkilerini berbat eden istisnaları da not
ederek elbette, özel ilişkilerinde daha çok
mutluluk bulan bir toplum oluyoruz.
"Sayın yazar, ne yani kriz iyi mi oldu?"
diyenlere, hiç bir şeyin ne iyi ne kötü olduğunu
hatırlatacağım. Ya da herşeyin hem iyi, hem kötü
olduğunu. Baktığınızı hangi filtrelerle
gördüğünüze bağlı herşey. Yarım bardak su gibi.
Kimi dolu der, kimi boş der, bazıları da alıp
içer. İçelim arkadaşlar..
Kaynak : www.erkekadam.com |
|