|
|
|
Erkek >
İnternetten Kızmı Alınır? |
İnternet'ten Kız Mı Alınır? / Akif
Melagil
Monoton ve yanlız bir hayat.
Yoğun ve vardiyalı bir işte çalışanlar insanın
sosyal hayatının nasılda sıfır seviyesine
vurduğunu bilirler. Benimde sadece bilgisayar
başında geçen bir işim vardı ve her geçen gün
biraz daha asosyalleştiğimi hissediyordum.
Başlarda pek şikayetçi değildim ama bir akşam
uyandım ve (vardiya yüzünden ben akşamları
uyanırım) genç ve sağlıklı bir erkek olarak
aylardır yanlız olduğumu ve buna daha fazla
dayanamayacağımı anladım.
Ama ne yazık ki amiyane tabirle piyasa yapacak
bir durumum yoktu. İş arkadaşlarım arasında ki
kızlarda, diğer hemcinslerinden farklı olarak
kendini bilgisayarlara vermiş, hiç bir kadınsı
çekiciliği olmayan insanlardı.
Zaten bence güzel bir kadın, istisnalar dışında,
teknik bir alanda eğitim almaz/çalışmaz.
Eskilerden birilerini aradım ama hiç biri yanlız
değildi.
Kendime pek konduramıyordum ama dalga geçtiğim
bazı arkadaşlarım gibi benimde internetten
birilerini bulmaya çalışmaktan başka çarem
kalmamıştı.
Zaten bütün gün internette çalıştığımdan kolayda
olurdu (herhalde).
Kendime bir icq kurdum ve whitepage'de şansımı
denemeye başladım.
Kısa bir süre içinde listem bir hayli
kalabalıklaştı. Nihayet bir akşam ilk randevumu
aldım.
Oldukça hoş muhabbeti olan ve ilgi alanları
benimkine çok benzeyen biriydi. Birde resmini
göndermişti. Yaklaşık beş ya da altı metreden
çekilmiş bir resimdi. Çok, çok güzel olmamakla
beraber hoş denilebilecek bir kızdı.
Bir cafede buluşacaktık. Ben işten sabah
çıktığım için eve gitmeden doğru cafeye gittim.
Bir saat erken gelmiştim. Açıp bir gazete
okumaya başladım. Yarım saat sonunda gazetede
okuyacak bir yer kalmamıştı ve bende borsa
haberlerinin yer aldığı sayfayı açık bırakıp
(imaj olayı), etrafı izlemeye başladım.
Uzun zamandır gündüz gözü görmemiştim. Sanki
yıllardır İstanbul'dan uzakmışımda yeni gelmişim
gibiydi. Her şey ne kadar güzeldi. Gelip geçen
kızlarında her biri birbirinden güzeldi. İyice
sabırsızlanmaya başladım.
Kararlaştırdığımız saate onbeş dakika kala
telefonum çaldı. Arayan O'ydu. Nazikçe özür
diliyordu geç kalacağı için. Olsundu, benim için
sorun değildi.
Allah'ım ne kadarda güzel bir sesi vardı.
Uykusuz olduğumdan bir kahve daha söyledim. Ayık
kalmalıydım. Ama sanırım o ses için değerdi
uykusuzluğa.
Telefonum tekrar çaldı. Başka biriydi. Yine
netten tanıştığım bir kız. Onunda çok hoş bir
sesi vardı. Hatta ilkinden daha güzel bir ses.
Allah'ım dedim kendi kendime, biri yolda diğeri
telefonda, neden daha önce internetin bu harika
yönünden yararlanmamıştım ki? Ne vardı bunu
gururuma yediremiyecek?
İşte geldi...
Nihayet kapıda göründü. Beni rahat görebilmesi
için hemen kapının girişindeki masaya
oturmuştum. Gördüğüm anda aklıma ilk gelen
kelime şuydu: Tuttuk!!
İnanamıyordum, evet resimdeki kızdı o ama bir
resim bu kadar mı yanıltıcı olur? Benim
oturduğum masaya gelene kadar ki beş on saniye
içinde aklımdan bir sürü şey geçti. Asla, asla
bu kızla aramda bir şey olamazdı. Nasıl
dolaşırdım bununla. Bir şey bulup
kurtulmalıydım. Ama hayır, bu onu çok incitirdi.
Yapamazdım böyle bir şey. Çaresiz bu günü onunla
geçirecektim. Hiç bir şey belli etmemeliydim.
Yanıma oturdu. İnsanın tanıştığı birini ilk defa
görüyor olması çok zor bir şeydi. İlk bir iki
dakika havadan sudan bir iki kelam ettik. Aman
Allah'ım bu kız o kız olamazdı. Hiç bir dişilik
emaresi olmayıp, bir çok çirkin kızı katlanır
hale getiren tatlı bir dilden de mahrumdu. Oğlum
dedin buldun belanı, hadi bakalım...
Tavla.
Önceden birlikte tavla oynamaya sözleşmiştik.
Ortaköy'deki güzel manzaralı kahvelerden birine
gittik. Manzara inanılmaz bir güzellikteydi.
Etrafta bir sürü yaşıtım genç, cıvıl cıvıl güzel
havanın, harika manzaranın ve birbirlerinin
tadını çıkarıyorlardı. Onların arasında kendimi
dahada kötü hissettim. İnsanlar sanki bana
acıyan gözlerle bakıyordu. Aslan gibi boylu
boslu biriyimdir ayıptır söylemesi ve bu kız
benim gibi biriyle olmayı rüyasında bile görse
inanmazdı herhalde. Ama ne olursa olsun bir
insandı ve benim için gelmişti. Onu
incitemezdim.
Üniversitenin bana kazandırdığı yeteneklerden
biride tecrübeli bir tavla oyuncusu olmamdı
şüphesiz. Oynamaktan hiç zevk almadığım iki grup
insan vardı; bilmeyenler ve erkek olmayanlar.
Bu kız her iki grubada dahildi. Çokta
yeteneksizdi. Henüz öğrenen biri bile daha iyi
oynayabilirdi. Oyun benim için kabusa
dönüşmüştü. Ama sabırla gülümsememi muhafaza
ediyordum. Oyun sırası ona geçtiğinde zarları
alıp, kapıları saya saya hamle yapmaya
çalışıyordu. Sıranın tekrar bana gelmeside bir
hayli sürüyordu. Bende bu arada etrafı
kesiyordum.
Etraf birbirinden güzel kızlarla doluydu.
Üstelik yüzlerce. Bir tanesiyle göz göze geldik.
Belliki beğenmişti beni. Yanındaki arkadaşlarına
bir şeyler fısıldıyordu bana bakarak. Allah'tan
bizim netten çıkma hatunun sırtı dönüktü onlara.
Sonra kız gülümsemeye başladı. Bende gülümsedim.
Oğlum dedim bu ne şanstır ya. Ne günah
işlemiştim ki? Harika bir kızla birbirimize
gülücükler atıyorduk ve ben başka bir tanesinin
altı dört atıpta kapı alamayışını seyrediyordum.
Daha ne kadar dayanabilirim dedim kendi kendime.
Saat daha birdi. Yarım saat olmuştu oyuna
başlayalı ve sadece iki oyun oynayabilmiştik.
İki mars yapmıştım ve üçüncüsünü yapmak için bir
onbeş dakika daha dayanacak gücüm kalmamıştı.
Kızda kötü oynadığını farketmişti. Sıkılmaya
başlamıştı. Sıkıldıkça düşünmesi zorlaşıyor daha
da kötü oynuyordu. Bir yandan da onu
rahatlatmaya çalışıyordum. Sürekli açık
veriyordum ama kırabilen kim?
Nihayet aklıma süper bir fikir geldi. Neden
sinemaya gitmiyorduk ki? Yaklaşık iki saat
karanlıkta oturup hiç konuşmayacaktık. Kimsede
görmeyecekti. Hemen bütün şirinliğimle teklif
ettim ve onay aldım. Kız büyülenmişti zaten.
Ağzımın içine bakıyordu. Ne desem kabul etmeye
hazırdı. Bunu belli de etmişti, ama ben asla ona
istediği teklifi yapmayacaktım, aylardır kadın
yüzü görmemiş olsamda.
Ve Yemek.
Sinemadan önce yemek yiyecektik. Hesabı istedim
hemen. Bir şok da orada yaşadım. Bir kola ile
bir kahveye üç buçuk milyon para istediler.
Acıyla yutkunup, hiç sesimi çıkarmadan ödedim.
Bir kavşakta taksi beklemeye başladık. Yolun
karşısında, gideceğimiz yönün aksine doğru bir
taksi gidiyordu. İşaretimi görür görmez durdu.
Öyle hızlı durduki, arkasındaki takside
duramayıp bindirdi ona arkadan. Allah'ım dedim
bu bir işaret mi acaba? Neler gelecekti bu gün
başıma? Hemen başka bir arabaya atlayıp bir
yerde yemek yedik. Belediyenin bir tesisiydi.
Servis anormal ağırdı. Hemen çıkıştım şefe.
Öğrendim ki o gün belediye personeli grevdeymiş.
Son sekiz yıldır ilk kez grev oluyordu bu
şehirde ve oda bana denk gelmişti.Kredi
kartımdan tahsilat da yapmadılar. Elektrikleri
kesikmiş. Ama artık hiç bir şeye şaşırmıyordum.
Efendi efendi kaderime rıza gösterip sabretmeye
çalıştım. Artık muhebbetde baymıştı.
Anlattıklarını dinlemeden hı hı... diyerek
geçiştiriyor bu kızda güzel bir şeyler görmeye
çalışıyordum. Öyle ya çirkin kadın yoktu,
bakımsız kadın vardı.
Kolye, küpe, bilezik, bluz, etek, ayakkabı ne
varsa aynı renkteydi. Kısa boyuna ve biçimsiz
vücuduna bakmadan askılı bir bluz giymişti. Uzun
ve biçimsiz bir çene, çarpık dişler ve kısa
kesilmiş kıvırcık saçlar........tek güzel yeri
ela gözleriydi ama onuda eşşek kadar iğrenç bir
gözlükle çekilmez hale getirebilmişti. Kendi
kendime, Allah'ın gücüne gider oğlum dedim öyle
düşünme dedim, ama karşı masadaki esmer
bombayıda aynı Allah yaratmıştı ve bu kıza güzel
demem onun sanatına saygısızlık olurdu. İyi bir
kul değildim belki ama o gün bu kızı idare
ederek vazifemi yapmıştım sanırım.
Sinema.
Yemeğin ardından Taksim'e gittik. İstiklal'de
yürürken bu kadar sıkıldığımı hiç
hatırlamıyorum. Ya biri görürse. Ne diyerek
tanıştaracaktım. Bu kadar düştüğüne göre bayağa
kötü olmalısın derlerdi şüphesiz. Helede tanıdık
bir kadına görünürsem sonum demekti. O muhteşem
haber alma servislerini işletirlerdi ve ertesi
güne kalmadan kadın muhabbetlerinin konusunu
oluverirdim. AMAN ALLAHIM!!! Hemen bir filme
girmeliydik. Hangisi olursa olsundu. Yeterki
çabuk olsun. Korktuğum başıma geldi. Saat üçtü
ve en erken seansa daha bir buçuk saat vardı.
Biletleri alalım dedi, filme kadar bir yerlerde
otururuz. Olur dedim çaresizce. Nereye gidelim
dedim. Seni çok hoş bir yere götüreceğim dedi,
sürprizmiş...
İnanamıyordum. Bu bir şaka olmalıydı herhalde.
Eski sevgilimle tanıştığımız ve ayrıldığımız
cafe'deydik. Garson kız tanımıştı beni.
Muhabbetimizde vardı onunla ama hiç sesini
çıkarmadı. Acıyan gözlerle baktı sadece. Belkide
bana öyle geliyordu ama harika bir ilişkinin
başlayıp bittiği bir yerde böylesi bir durumda
olmak iyice bozmuştu sinirlerimi. Artık birde
sinema falan çekemezdim. Tuvalete diye kalktım
masadan.
Göster tiyatral yeteneğini.
Hemen bir arkadaşı aradım. Oğludum dedim beni
onbeş dakika sonra ara. Israrla neler olduğunu
sormaya başladı. Hiç bir şey anlatacak durumda
değildim. Dediğimi yap dedim ve kapattım
telefonu. Tekrar masaya döndüm ve çok
eğleniyormuşum numarasına devam ettim. Ama artık
iyice bitmiştim. Bu cafe çok zor unuttuğum bazı
şeyleri hatırlatıyordu. Ben he hı...lara devam
ediyordum ama gözüm telefondaydı. Bir türlü
çalmıyordu. Sanıırım açıklama yapmadığım için
aramayacaktı. Eğer dedim kendi kedime insanı
böyle bir durumda kurtaramayacaksa bir arkadaş
daha neye yarar ki? Kafam allak bullak olmuştu.
Bir yandanda kendime kızıyordum. Nasıl
internetten biriyle olacacak kadar
düşebilmiştim. Bunun gazetelerin gönül
postasından ne farkı vardı. Kavun bile dibi
koklanmadan alınmazdı. Kızıda boşuna
ümitlendirmiştim. Offffff !!!
Nihayetinde telefon çaldı. Allah Allah dedim,
şirketten arıyorlar neden acaba?
-Efendim
-Ne oluyor lan?
-Allah Allah ciddi misin?
-Ne demek ciddi misin oğlum, konuşamıyor musun?
-Taksim'deyim, peki ölmüş mü kadın?
Bu ölmüşmü kelimesini öyle bir söyledim ki,
bütün cafe bana döndü. Kendimi sahneye çıkmış
gibi hissediyordum. Bu iş öyle filmlerde
göründüğü kadar da kolay değildi.
-Ya ne bileyim, gelirim ama başka biri yok mu?
-Var var eben var. Heheh heeh heee
Gülmemek için zor tutuyordum kendimi. Ama açık
veremezdim.
-Koray, Didem, hiç biride mi yok?
-Ulan pislik herif ne bok yiyorsun gene? Heh
heee
-Tamam, tamam bir saat sonra ordayım, sende bir
haber almaya çalış.
Meraklı gözlerle bana bakıyordu. Bir iş
arkadaşıma annesinin kaza geçirdiği haberi
gelmiş, oda fırlamış çıkmış hemen. Şirkette
acilen yerine bakacak biri lazımmışda hemen
çıkmam gerekiyormuş. Anlayış gösterdi sağolsun.
Hemen bir arabaya bindirip yolladım onu. Binbir
özür diledim o arada.
Yak bakalım bir cigara.
Hızlı adımlarla duraktan uzaklaştım ve bir banka
oturup, sigaramı tüttürmeye başladım. Nasılda
rahatlamıştım. Derin bir oh çekip yayıldım
banka. Telefonum çalmaya başladı. Kim bu dedim
ya, hazır rahatlamışken böylesine. Sabah
beklerken arayan, netten tanıştığım diğer kız.
Hah haaaaaaa ....... Ayhan Işık'ın Cingöz Recai
kahkahasıydı bu. Bir daha mı? Asla. Kapattım
telefonu hemen ve İstiklal'e doğru yürümeye
başladım. Gün daha bitmemişti ve ben bu geceyi
yanlız geçirmemeye kararlıydım.....Girdiğim ilk
barda buldum birini. Hemde görerek, dokunarak,
koklayarak...
Kaynak : www.erkekadam.com
|
|