|
|
|
Erkek >
İnternette Bir Kadın |
İnternet'te
Bir Kadın
/ Özcan Sungurçetin
Ben mi, gidip gidip evli erkeklere aşık
oluyorum, yoksa sevilebilecek bütün erkekler mi
evli. Salak mıyım neyim ben?. Çevremde,
tanıştığım, hatta seviştiğim bunca erkek varken,
ben kalkıp bir evli erkeğe mi tutuluyorum gene,
nedir?. İnternet'te tesadüfen karşılaştığım bir
adam, kısa bir sürede 'Sanal Sevgilim' oldu
çıktı... Bir oyun olarak başlamıştık ama, iş
giderek ciddileşti, gerçek sevgililer oluverdik,
nasıl olduğunu bile anlayamadan. Oysa, artık
kimseyi sevemeyeceğimi, hatta hayatımın bile
bittiğini, geleceğimin noktalandığını sanıyordum
ben.
Üniversiteyi bitirip mimar olduğum zamanları
hatırlıyorum da, ne ümitlerle atılmıştım hayata.
Güzel bir kadınım da aslında. Etrafımda,
yakışıklı bir sürü genç fır dönüyordu. Kendime
güvenim tamdı.
Birkaç arkadaş birleşip bir büro kurmuştuk.
Önceleri her şey yolunda gidiyor gibiydi. Bir
kaç güzel iş bile almıştık.
Günün birinde, etrafımdaki gençlerden birisiyle
de evleniverdim. Doğrusu aranırsa, ona aşık
filan da olmuş değildim. Hayatımı bir düzene
koymuştum ya, ailem de evlenip bir yuva kurmamı
istiyordu ya, evlenip o işi de bitirebilirdim
artık. Evlendim ben de.
Evliliğimin ilk altı ayı hiç de fena değildi
doğrusu. Mutluydum bile diyebilirim. Belki de
mutluluğun ne demek olduğunu pek bilmiyordum,
hiç bir zaman da öğrenemedim ya zaten.
Ne oldu, nasıl oldu pek anlayamadım doğrusu.
Bütün evliliklerde bu böyle mi olur,
bilemiyorum. Bir sabah, uyandığımda, yanımda
yatanın, hiç tanımadığım bir yabancı olduğunu
fark ediverdim. Evli olduğum adam, evlendiğim
adam değildi artık.
Talihim aniden mi dönüverdi; yoksa evliliğimde
ters giden bir şeylerin başlamasının verdiği
olumsuzluklar, işlerime de mi yansıdı nedir,
işlerimiz de ters gitmeğe başlamıştı. Önce
kurduğumuz ortaklık dağıldı. İşler, arzu edilen
şekilde yürümemeğe başladıktan sonra bu
kaçınılmazdı da, evliliğimin bir kabusa
dönüşmesindeki etken neydi, onu pek anlayamadım
doğrusu.
Bütün, yaşam sevgim, umutlarım, daha ben ne
olduğunu anlayamadan, yavaş yavaş kaybolup
gitti. Şartlandırıldığımız, aile anlayışı mı,
yoksa asırlardır yıkanmış beyinlerimizin bizi
zorlaması mı bilemiyorum. Sekiz sene daha evli
kaldım bu, evime, yatağıma girip çıkan
yabancıyla. Aman Tanrım, nasıl bir yaşam, nasıl
bir kabustu bu. Gençliğimi alıp götüren,
anlamsız, beklentisiz, kapkaranlık, o sekiz
seneye nasıl katlandım, nasıl devam ettirdim
hâlâ inanamıyorum. Sonunda, daha fazla
dayanamayacağımı anladım, ayrıldık tabii.
Ayrılınca, her şeyin düzeleceğini, işlerimin
bile yoluna gireceğini sanıyordum. Pek de öyle
olmadı. Evet, üstümden büyük bir yük kalkmış
gibiydi ama içimde bir şeyler yıkılmıştı. Büyük
bir boşluk içine düşmüş gibiydim. Ne olduğunu
bile bilmediğim bir arayış içinde, avare bir
hayat başlamıştı benim için.
İşte tam da o sıralarda, benim dul bir kadına
dönüşüverdiğim, o karışık, o pek de
anlayamadığım, ruh hali içine yuvarlandığım,
yalnızlığın bütün benliğimi sarıverdiği o
buhranlı günlerimde, Onunla karşılaştım.
Yıllardır, içimde bir yerlerde saklanmış, sinmiş
olan o sevecen, o ihtiraslı kadın çıkıverdi
ortaya. Aşka da öylesine susamışım ki; Onun
sunduğu pınardan kana kana içtim aşkı
diyebilirim. Onun başka bir kadınla evli
olduğunu öğrenmemin bile aşkıma bir etkisi
olmadı. Onun hayatında, ikinci kadın olarak
kalmaya razıydım ben. Elde ettiğim, bedensel ve
ruhsal doyum bana yetiyor gibiydi. Ne de olsa,
şu yitirilmiş seneler boyunca, aşkı hatta
kadınlığımı bile unutmuş gibiydim. Şimdi yeniden
kendi kendime, kendi gerçek benliğime,
kavuştuğumu hissediyor, yeniden canlanan bir
umut ve mutluluk denizinin çılgın dalgaları
arasında, yuvarlanıp gidiyordum. Beklenen beyaz
atlı prense kavuşmuştum ya, onu kaybetme
ihtimalini aklıma bile getirmiyor, bu büyük
aşkın, sonsuza kadar böylece sürüp gideceğini
sanıyordum. Buna da öylesine bir inandırmıştım
ki kendimi...
Ama olmadı işte... Bir sabah uyandığımda, O,
yoktu yanımda artık. Dönmemecesine çekip
gitmişti. İnanamadım bir türlü. Kabullenemedim
daha doğrusu. Böylesine inandığım, belki de
kendimi inandırdığım o büyük aşk, nasıl bu kadar
basit bir şekilde sona erebilirdi ki. Bu büyük
aşkın, ancak ölümle noktalanabileceğini
sanıyordum ben. İnanır mısınız, içimdeki ben, o
gün öldü işte. Ondan sonraki hayatımda gerçek
benliğim yoktu, ben, ben değildim artık...Ben,
ben'i başka bir ben'e terk etmiştim. Ama, tıpkı
bir uyuşturucu bağımlısı gibi de bağlanmıştım bu
yeni ben'e de. İnsan, böyle bir hayata alıştı
mı, belki kendinden nefret edebiliyor ama terk
edemiyor da bu hayatı. 'Battıkça batıyor insan'
filan demeyeceğim; yok öyle bir şey. İnsan,
alışınca, zevk almağa başlıyor, terk edemiyor bu
hayatı bir türlü. Bir süre bocalanıyor,
yadırganıyor belki ama, sonrasında da öylesine
bir alışılıyor, öylesine bir, bu hayatın kadını
olup çıkılıyor ki, dünya umurunda olmuyor
insanın. Belki de bir öç alış, hatta kendini bir
cezalandırış var bu boş vermişlikte. Geri de
dönüşü yok bunun. Hoş, geri dönmeyi isteyen de
yok galiba, bir kere alışınca. İçimdeki ben
ölmüştü ama yerine geçen bu kadından da hiç
şikayetçi değildim doğrusu. Bazı çılgın
gecelerin ardından, sabah uyandığım zaman,
yanımda yatan, bana hiç bir şey ifade etmeyen
çıplak yabancıları, biraz da şaşkınlıkla
seyrederken, bazen içim bulanır gibi oluyor. Ama
bu, pek âlâ, akşam fazla kaçırdığım içkinin
etkisiyle de olabilirdi tabii.
Öylesine bir dağıldım, öylesine bir dağıttım ki.
Ailem bile bu sefih yaşantıma daha fazla göz
yumamayıp terk etti beni. O dayanılmaz, o
çaresiz yalnızlığımı giderebilmek, belki de
O'ndan bir parça bulabilmek ümidiyle, birlikte
olduğum erkeklerin hiç birisi, bana cinsel bir
hazdan fazlasını veremiyordu, ne yazık ki.
Aradığım şeyi bulamıyordum bir türlü. Hoş ne
aradığımı da bildiğim yoktu ya.
İnternet'in, kadınlara, hele benim gibi
dağıtmış, yalnız kadınlara, sunduğu cinsel
olanakların farkına da işte tam o sıralarda
vardım. İnanır mısınız, bu sihirli kutunun
olanaklarını kullanmayı öğrenince, şöyle sohbet
odalarında küçük bir arayış, çet mi, çat mı her
ne ise işte, orada bekleşen erkeklere verilen
küçük bir kaç pas, o anki ruh halinize uygun bir
erkekle tanışıp yatağınıza bile almanız için
yeterli olabiliyor. Oralarda tanışıp birlikte
olduğumuz kimseler de çoğunlukla kısa, günü
birlik ilişkiler arayan, sonrasında ortadan
kayboluveren adamlar oldukları için, başınızın
birisiyle belaya girmesi de pek nadir rastlanan
bir şey. Zaten bu işte ustalaştıktan sonra, daha
ilişkinin başında, böylelerini kolayca fark edip
uzak durmak da pek zor olmuyor.
Şuradan buradan bulduğum, başkasına ait
projeleri yetiştirmek için sabahlara kadar
çalışıyor, aldığım parayı da yemekten çok, içki
ve sigaraya veriyordum. Sigara dedim de aklıma
geldi: Benim internet dünyasında bulduğum, Sanal
Sevgilim, bir gün: " Sevgilim" demişti bana,
"Kendini harap ettiğini fark ediyorum. İşten
başını kaldır, bir sigara molası ver de iki lâf
edelim." Cevap vermiştim ona: "Benim, sigara
içme molası değil, ancak sigara içmeme molası
vermem söz konusu olabilir. Benim dudaklarımdan
sigara hiç eksik olmaz ki."
Aslında, bu 'Sanal Sevgili' lafı da onun
tercihi. Gene dağıttığım, İnternet'in o müsait
ortamında bir şeyler arandığım günlerden
birinde, bir sohbet odasında karşılaşmıştık, bu
Sanal Sevgiliyle... Gecenin çok geç saatlerinde,
sohbet odalarından birinde, aslında pek de geyik
muhabbetini aşmayan, sözde bir edebiyat
tartışması başlamıştı. Birden bire, bambaşka
şeyler söyleyen, alışılmadık yaklaşımları olan
biri karıştı aramıza. Sohbete katılanların
hepsi, onun bu alışılmadık, değişik
yaklaşımlarına, tepki göstermiş, ona karşı bir
cephe oluşturmuş gibiydiler. Aslında ilk defa
karşılaşıyorduk onunla. Nedendir bilinmez, belki
de içimde sakladığım, o gizli isyanın etkisiyle,
ona karşı bir yakınlık, bir dostluk hissettim.
Onun yanında yer aldığımı belirten, bir kaç laf
ettim galiba. Bana döndü ve:
-"Siz bir kadınsınız galiba?" Dedi.
Cinselliğimi ön plana çıkaran bu soru karşısında
alındım mı nedir:
-"Evet!" Diye yanıtladım. "Erkekler arasında
sürüp giden bir tartışmada kadınlara yer yok
mu?" Gibisinden bir şeyler söyledim.
Ve her şey oracıkta başladı işte. İlk
konuşmamızdı bu. Takip eden günlerde,
birbirimize mesajlar göndermeğe başladık. O,
bana e-kartlar, çok hoş e- mailler atmağa
başladı. Hoşuma gidiyordu mektupları. Ben de
benzer şekilde mektuplar yazmağa, kartlar
göndermeğe başladım. Aramızda sıcak bir
arkadaşlık, ne bileyim ben, arkadaşlıktan da öte
bir duygusal yakınlık gelişmeğe başladı.
Farkında bile olmadan, liseli aşıkların o
duygusallık yüklü, o tertemiz, o masum, o içli
aşk mektuplarına dönüştü yazışmalarımız.
Gerçek hayatımın tamamen dışında, bir rüya, bir
hayal ortamında, bambaşka bir kadındı bu
yazışmalara katılan aslında. Gerçek hayatımdaki
o karmaşık, o kaybedilmiş aşkın artıkları ile
yetinmeğe çalışan kadın, bilgisayarında, Sanal
Sevgilisinin mesajları ile karşılaşınca,
duygusal, seven, genç, saf bir kıza
dönüşüveriyordu, her nasılsa. Geçek hayatımın
karmaşası, dağılmışlığı, hatta iğrendiğim
diyebileceğim sefahati dışında bambaşka bir ben
oluyordum, orada. Bilgisayarımı, bir genç kız
heyecanıyla açıyor, ondan gelmiş bir kart, bir
mektup bulmak ümidiyle yanıp tutuşuyordum. 'Bu
nasıl olur?' diye düşünüyordum zaman zaman.
Bilgisayar ortamının o bilinmez esrarlı
dünyasında, eski 'Ben' mi canlanıyordu yeniden,
nedir? Bazen bu büyüden kurtulmak için, inadına
açmıyordum bilgisayarımı, unutmağa, kurtulmağa
çalışıyordum ondan. Onun da evli, hatta yaşlı
bir erkek olduğunu da öğrenmiştim. Ben de pek
genç sayılmazdım, otuzu çoktan geçmiştim. Hatta
ruhen, yaşlı bir kadın sayılırdım. Yaşı umurumda
değildi ama, başka, bambaşka bir engel vardı,
bununla da aramızda. 'Aman yarabbi!' diyordum.
'Başka evli bir erkek daha mı?' Hayır, bu
kadarını kaldıramazdım artık. Yoksa bu 'Sanal
Sevgili'de bulduğum, konuştuğum da O muydu?..
Hani, o aniden kaybediverdiğim büyük aşkım
mıydı? O'nunla yazıştığımı mı sanıyordum,
benliğimin gizli bir yerinde.
Bazen bayağı alıştığımı, hatta aşık olduğumu
fark eder gibi oluyordum, bu Sanal Sevgiliye
yazdığım mektuplara yansıyan, ifadelerde. O
zaman panikliyor, bu sanal ortamdaki
buluşmalarımıza, yazışmalarımıza ara veriyor,
gerçek hayatımda önüme çıkanların peşinde,
yataklarında arıyordum kurtuluşu. Ama bir sürü
hayal kırıklığı, bir sürü anlamsız ilişkiden
sonra, süklüm püklüm dönüyordum ona tekrar.
Melek miydi bu adam, yoksa manyağın birisi mi?
Her seferinde, beni daha da büyük bir sevgi ve
anlayışla bağrına basıyor, benim içinde
bulunduğum bunalımın farkında bir yaklaşımla,
inanılmaz bir şekilde: "Senin mutluluğun önemli
benim için." diyordu. Benim için bir şeyler
yapmak, beni mutlu etmek için çırpındığını
hissediyor, buna şaşırıyordum da. Bir erkek,
nasıl olurdu da hiç bir şey beklemeden, bir
kadını böylesine platonik bir aşkla sevebilirdi
ki?.. Yok yok, bu aşk pek öyle platonik filan da
değildi doğrusu... Mektuplarının içine ustaca ve
kibarca gizlediği o büyük ihtirası fark etmemem
olanaksızdı. Böylesi mektuplarını okurken, benim
de bakire bir genç kız gibi heyecanlanmam
şaşırtıyordu beni. Hem bu cinsel heyecanın,
bambaşka, yaşayıp gittiğim cinsel
beraberliklerdekinden daha değişik bir zevki
olduğunun da farkındaydım. Ve çok da
hoşlanıyordum bundan.
Her zaman:
-"Benim senden bir beklentim yok ki," derdi. "Bu
hayal, bu masal dünyasında, gençliğimin, o
temiz, o beklentisiz duygusallığını yeniden
yaşatıyorsun bana. Ben, bir masal dünyasının
peri kızını buldum, aşık oldum ona. Bilgisayar
denen bu sihirli kutuda, sesini bile duymadığım
halde, bir büyü gerçekleşti. Bir sihirbazın
büyülü küresinden ulaşıyor gibiyim sana."
Kızıyordum, ona o zamanlar:
-"Ama" diyordum. "Sen, beni tanımıyorsun bile.
Bir kadın olduğum dışında bir bilgin yok benim
hakkımda. Bana nasıl aşık olabilirsin ki? Gerçek
dışı bir ilişki, bir hayal bu. Hani, bari
gerçeğe dönüşebilseydi, belki..."
Aptal herif, benim bu sözlerimdeki daveti bile
algılayamıyor, yahut da algılamak istemiyordu.
Nasıl bir adamdı bu. Sevgime, bir de merak
karışmasın mı?...
-"Aşık olduğum kişinin bir kadın olması doğal
bir şey," diye yanıtlıyordu salak. "Ben bir
erkeğim, sevgilimin bir kadın olması çok doğal,
ne var bunda?"
-"Ama,"diyordum. "Tanımıyorsun, nasıl biri
olduğumu bile bilmiyorsun. Bu nasıl olur?.."
-"Ama ben," diyordu o, "mektuplarında
yazdıklarından, hatta yazmadıklarından tanıdım
artık. Bana yazdığın mektupların satır
aralarında okuyabiliyorum seni.
Söylemediklerini, söylemek istemediklerini
bile... Sende, ruhuma ulaşan, orada benimle
bütünleşen, belki de senin bile bilmediğin,
tanımadığın bir kadın var. İşte ben, o kadına
aşık oldum."
Sonrasında, bana anlatmağa çalıştığı ben'i, ben
de tanır gibi oluyordum. Çok uzaklarda kalan,
liseden tanıdığım, üniversite sıraları arasında
kaybettiğim genç kızdı o anlatmaya çalıştığı,
aşık olduğu kadın galiba. Ama o ölmemiş miydi?
Öldürmemişler miydi onu?.
Bir gün:
-"Bak sevgilim" dedim ona.
Evet, 'sevgilim' diyordum artık ona. Delirmiş
olmalıyım...
-"Ben, senin sandığın, hayalinde canlandırdığın
kadın değilim," diye devam ettim. "Gerçekten
tanısaydın beni, sevmezdin; belki nefret bile
ederdin benden."
O:
-"Hiç mühim değil" diye cevap verdi. "Ben seni,
sende bulduğum Sanal Sevgilimi, kendime göre
şekillendirdim. O'na bir karakter, bir kimlik
yükledim; benim aşık olduğum kadın o. Senin, o
olmaman benim için ne fark ettirir ki. Bana, o
içli aşk mektuplarını yazan, benimle konuşan o
işte. Gerçek hayatında kim ve ne olduğun beni
neden ilgilendirsin ki. Sen, nasıl mutlu
oluyorsan, o şekilde yaşamaya devam et. Ben, bu
sanal ortamda tanıyıp sevdiğim o kadına aşığım
ve o'nun sen olduğundan da eminim. Sen, kendini
başkası sansan da bu gerçek değişmez ki..."
Bu adam deli ayol. Yeni yeni fark ediyorum ama,
gerçekten de mektuplarında bana birkaç masum
öpücük göndermenin dışında, cinsel bir talebi,
hatta bir birlikte olma arzusu bile
belirtmemişti henüz. Bir gün bütün cesaretimi
topladım ve açıkça:
-"Gerçek dünyada da buluşalım seninle," dedim.
İnanır mısınız, kabul etmedi adam ayol... İşte
ilk defa da o zaman:
- "Sen, benim Sanal Sevgilimsin" dedi bana.
"Bırak, bu ilişki, bu sanal ortamda böylece
sürüp gitsin. Biz 'Sanal Sevgililer' olarak
kalalım seninle, sonuna kadar."
İnanamadım. ısrar ettim. Kesin bir:
-"Hayır" cevabı aldım. "Olmaz" dedi." Şu anda o
kadar güzel, o kadar erişilmez bir aşk yaşıyoruz
ki, bu büyünün bozulmasına, bu güzel ilişkinin
yıpranmasına dayanamam ben."
-"Neden?" Diye ısrar ettim. "Bunu nereden
biliyorsun ki? Belki de bu ayrılık acısına bir
son vermiş, kavuşmuş oluruz."
-"Ya tersi olursa ne yaparız?" Diye yanıtladı.
"Dayanamam ben buna... Yaşamımızın bundan
sonrasında, bir daha da bulamayacağımızdan emin
olduğum, böylesine büyük, böylesine güzel,
böylesine gizemli bir aşkı kaybetmeyi göze
alamam ben. Ya, görünce, benden hoşlanmazsan...
Daha da mühimi, ya ben seni umduğum gibi
bulamayıp, beğenmeyiverirsem..."
Dedim ya, bu adam deli. Beni, İnternet ortamında
da olsa, reddeden ilk erkek de o oldu galiba.
Biliyor musunuz? Bu reddedilişin, bana verdiği
mutluluğu anlatamam. Deli miyim ne?..
Zavallı Sanal Sevgilim... Beni kaybetmemek için
ret ettiği, benimle olma imkânına, sonradan çok
yanmıştır. Çünkü bir gün ben, terk ediverdim
onu.
Evet bir akşam, bir sohbet odasında buluşup
karşılıklı konuşabilmek istemişti benimle. Benim
gerçek hayatımın karmaşası ve iş
zorunluluklarım, ayni anda bilgisayar başında
olmamıza olanak vermiyordu pek. Aynı saatte
buluşmamızı kolaylaştırmak için ona, cep
telefonumun numarasını vermiştim. O telefonumu
çaldıracak, ben de onun o saatte bilgisayarı
başında olduğunu anlayarak bilgisayarımı
açacaktım. Karşılıklı konuşma, hayır daha
doğrusu yazışma, imkanına kavuşacaktık böylece
sözde...
Ama gene, berbat ettim bu anlaşmayı da ben. Bir
kaç gün sonraydı galiba, belli bir saatte, bir
sohbet odasında buluşmak için sözleşmiştik.
Gerçek hayatımın karmaşası içinde unutuvermişim
işte. O saatte, gerçek hayatımın, o anlamsız
sevgililerimden birisiyle buluşmağa gitmeye
kalkmayayım mı? Galiba sarhoştum da. Her neyse,
tam buluşmaya gittiğim sırada telefonum çaldı.
Ben, nasıl olduysa, açıverdim telefonu. Sözde
hiç konuşmayacak, birbirimizin sesini bile
duymayacaktık. Benim sesimi duyunca, galiba o da
şaşırdı biraz. Bariton bir erkek sesi titreşti
telefonda:
-"Şey" diye mırıldandı. "Bendim arayan. Seni
bekliyordum bilgisayarın başında. Sözleşmiştik
buluşmağa seninle de... Merak ettim aradım
seni... Neden geciktin?"
O anı ve o anda hissettiklerimi anlatamam, çünkü
ben de bilemiyorum pek. Kocasını aldatırken
yakalanan bir kadının içine düştüğü büyük panik
içindeydim. Saçmaladım:
-"Aniden, bir arkadaşımın bana çok ihtiyacı
olduğunu öğrendim. Ona gitmeğe mecbur kaldım.
Sana haber verme imkânı da bulamadım.
Affedersin..." Diyebildim sadece.
O, hemen anladı gerçeği, gene her zamanki sakin
haliyle:
-"Mühim değil," dedi. "Sadece merak etmiştim
seni. Gelemeyeceksin anlaşılan?"
-"Maalesef..." diyebildim galiba.
Ama o ses, o erkek sesi, kulaklarıma yapıştı
kaldı. Tekrar tekrar çınladı durdu
kulaklarımda... Hayal gerçeğe, Sanal Sevgili,
gerçek bir sevgiliye dönüşüvermişti birden bire.
Bu adam, bir gerçek, yakınımda bir yerlerde
yaşayan, sevilen bir erkekti artık.
Ve birden bire içimdeki, o çok eskilerde
kaybettiğim, gerçek ben'in isyanı ile titredim.
Ben ne yapıyordum Allah aşkına!.. Yeniden
ümitsiz bir aşkın pençesine takılıp o ızdırap ve
özlem dolu günlere mi dönecektim yeniden. İçimde
bir yerlerde gizli, hâlâ temiz kalmış o içli, o
saf kız izin veremezdi buna. Bu Sanal Sevgiliye
aşık olan da oydu aslında. O kız, sevdiği adama
ihanet edemez, onu aldatamazdı. Başka bir ümidi
de olmasa bile... İçimden, ta derinlerde bir
yerden : "Bitir bu işi!" Diye, feryat figan
çırpınıp duruyordu, o aptal: "Bunu yapmamalıyım,
onun, masallarda rastlanabilecek, bu temiz
aşkını böylesine suiistimal etmemeliyim."
Diyordu durmadan.
Bir kaç gün sonra, ani bir kararla, bilgisayarın
başına geçip 'artık bu sanal aşk masalının
bittiğini' yazdım ona. "Senin sesini duydum."
Dedim ona. "Gerçek olduğunu öğrendim artık.
Böylesine ümitsiz bir aşkı, tekrar
yaşayabilecek, yürütebilecek gücüm yok benim.
Ben, buna dayanamayacak kadar yaşlı bir kadınım
ve sana uymak, seninle devam etmek benim gücümü
aşıyor.." Bir şeyler daha söyledim galiba ama,
onun söylediklerime bir mana, bu ani ayrılığa
bir anlam veremeyeceğini de çok iyi tahmin
edebiliyordum. Çok kararlıydım o an. Onun ne
kadar üzüleceğini, hatta yıkılacağını da
biliyordum tabii... Oh olsun işte!.. Benim, onun
sandığı kadın olmadığımı kaç kere anlatmağa
çalıştım ona. Sevmeseydi beni. Ne yapalım
yani?!. İyi de, ben de sevmemiş, ümitsiz bir
aşkla bağlanmamış mıydım ona. İşte bu gerçek
beni, daha da çok kızdırıyor ya... Benim,
ümitsiz bir aşk içinde kıvranıp mahvolmamın
sebebi, bu geleceği olmayan, büyük aşklar değil
mi yani? Ben, normal bir kadın, bir insan değil
miyim? Neden bu, hep de benim başıma geliyor ki?
Yoksa ben, herkesten fazla mı kapılıveriyorum,
herkesten fazla mı ciddiye alıyorum aşkı?..
Bu, ani terk ediş, bir zamanlar terkedilmiş
olmanın bir nevi intikamı da oluyordu galiba.
Bilgisayarımı, son defa olarak kapattıktan
sonra, bir şey çok şaşırttı beni. Ellerimin
üstünde, bilgisayarım ve masamın üstündeki
kağıtlarda küçük damlacıklar vardı. Birileri
ağlıyor muydu ne? Ağlayan, bu aptal kadın ben
değildim, ben olamazdım.
Peki, kimdi bu ağlayan kadın?!..
Kaynak : www.erkekadam.com
|
|