|
|
|
 |
Görücü Usulü / Metin Çay
Yıllar önce, genc bir budala iken, kendime çok
güvenen biri idim. Benim için evlilik, hiçbirşey
ifade etmeyen bir olgu idi. "Ne olacak ki?"
diyordum. "Evlenirsin, olmaz ise boşanırsın! Bu
kadar basit!" ve valide evlen diye baskı yapmaya
başlayınca, "Peki!" dedim, "Bulun bir hanım
evleneyim!"
Aptallık para pulla değil ya, işte bu da benim
aptallığımdı. Hiç önemsemedigim halde, görücü
usulü ile evlendim. Benim dışımda gelişen bir
olguya, sırf meraktan şahitlik eden bir sinema
izleyicisi gibi, kendi yaşamımı izlemeye
başladım.
Valide ve kızkardeşim, bir eve gitmemiz, orda
müstakbel eşim olacak hanımın kahve yapıp
getirmesi... Küçük bir kız çocuğu görmüştüm
elleri titreyen, bakmaya korkan... Sigara içmek
istedim. Orada ki çok bilmiş kocakarılar... ona
işaret ettiler. Sigaramı yakmaya geldi. Elleri
titriyordu, elini tuttum, burnumu yakmaması
için. Sigaraya denk getiremiyordu çünkü ateşi.
Söz kesildi. Ben, merakla bakıyordum. Bir şeyler
oluyor ama "Olsun bakalım, sonu ne olacak!".
"Nisan!" dediler. Umurumda değil.
Ve bu süre zarfında görmeye bile gitmiyordum.
Kendi yaşamımı yaşıyordum. Arkadaşlarla geziyor,
keyif yapıyordum. "Nisan!" dediler, o nasıl
oldu, hatırlamıyorum. Sanki ihtiyaç molası
verdim de, filmdeki o sahneleri kaçırmışım
gibi...
"Düğün!" dendi, aklım başıma geldi. Uyandım, ama
heyhat geç kalmıştım. "Evlenmek istemiyorum yahu
saçmalamayın, buraya kadar gelmem bile hataydı!"
dedim. Eh, dedimde, kimseyi inandıramadım.
Valide "Sen bırakırsan kimse almaz!". "Neyi
almazlar, kim almıyor, yahu pazardan malmı
alınıyor. Bu nasıl mantık!" derken kendimi
düğünde dans ederken buldum...
Evli bir adamdım artık. Kendine güvenen bir
budala olarak, bundan sonra bari dürüst olayım,
elimden geleni yapayım dedim. Tüm hata benimdi.
Meraklı çocuklar gibi başımı belaya sokmuştum.
Onun bir suçu yoktu. Madem girdim bu işe,
dürüstçe bu işi götürelim deyip, eşimle mutlu
bir yaşam için elele verme çabası içine girdim.
Ama olmuyordu. Paylaşım olması için ortak bir
dil konuşmak gerekiyordu. Bunun için de ortak
bir kültür gerekiyordu. Ben odamda kitap
okurken, o dantel örüyordu. Halbuki ben neler
hayal etmiştim gençlik hayallerimde, birlikte
kitap okuyacaktık, eşimle birlikte sinemaya
gidecek, filmin kiritiğini yapacaktık.
Konuşacak, tartışacak, bir yaşam boyu aynı
paydada buluşacaktık.
Ne kadar toymuşum. Kurulan hayaller ile
gerçekler ne kadar fakli imiş. Eşim çok iyi, çok
mükemmel bir hanımdı ama ben bana hizmet eden
bir hanım istemiyordum. İşte, burada
anlaşamıyorduk. Ben romantik, serseri bir
tiptim. O ise tüm yaşamı, evi olan bir ev
hanımı, yıllarca süren bir evlilik yaşadım.
Yaşamak isteyip, yaşayamadıklarımdı sorun. Yoksa
herşeyim vardı. Gözüme bakan bir eşim. Bir
dediğimi iki etmeyen, toplumun ona öğrettigi
gibi daima eşine hizmet eden, eşi için yaşayan.
Ama olmuyor. Kısaca gençlere tek tavsiyem var.
''Kendilerini tanımadan evlenme kararı
vermesinler.'' Benim kendimi tanımam yıllarımı
aldı.
Eşimle konuşup, boşandık. Hala görüşüyorum.
Kendi yaşamımızı kurduk ve ileri bakıyoruz
artık. Şu an ikinci evliliğimi yapma hazırlığı
içindeyim. Ne mutlu bana ki kendimi tanıdım ve
eşimi buldum.
"Eşim" sözünün içini doldurabiliyorum artık...
Kaynak : www.erkekadam.com
|
|