|
|
|
 |
Genç Kız Kalbi / Cüneyt Bursel
Söze öncelikle dünyadaki en yakın dostum da
olsa, lise ve üniversite arkadaşım da olsa, beni
rezil etmiş de olsa, değer verdiğim Bahadır
Yüksel Hansoylu'nun İhanet ve Gönlü genişlik
adlı yazısında hakkımda dediği her şeyi kabul
edip, bir de bu tür olayların kurban açısından
yorumunu yapıp tüm erkekliğe armağan etmek için
bunları kaleme aldığımı biliniz diyerek
başlıyorum.
"Bu yazıyı keleme alan Cüneyt Bursel (19 Aralık
1976 İstanbul Levent doğumlu) İstanbul
Üniversitesinde kadın kız gibi hiç bir takıntısı
olmayan ve günü birlik çapkınlıklarla adını
yeterince duyurmuş gözünü yeterince doyurmuş ama
gönlünü umutsuzca bir tarafa koymuş bir yüksek
lisans Biyoloji öğrencisidir. Şüphesiz ki iyi
bir insandır da. Ne mutlu onu sevenlere, ne
mutlu ona güvenen değerli dostlarına Alp ,Yüksel
ve Ferruh'a"
Aşık olmak sevmek sevilmek artık gerilerde
kalmış bir masal ve bendeniz de bu masalın eski
bir oyuncusu olarak çapkınlıklara ara vermiş bir
master öğrencisiydim. Ve İlke olarak Biyoloji
ilminde yeni bulutlara doğru akademik olarak
kendini geliştirmeye adamış bir genç olacaktı
aklımdaki yeni imajım. Kararım kesindi artık ne
kadın ne kız. İnsanı pasifize eden hiçbir şey
olmadan kendimi geliştirip üstün bir insan
olacaktım. Tıpkı dostumun bana bir zamanlar
tavsiye ettiği gibi.
İnanır mısınız şimdiye dek birlikte olduğum
kızları artık sayamıyordum bile. Ve hala da
gerçek aşkı bulduğumu sanmıyordum zaten kadına
aşık olunmaz sadece evlenilir demeye
başlamıştım... Arkadaş toplantılarında ve
çeşitli gezmelerimizde tanıştığım her kızın
davetkar bakışlarına karşı son derece mesafeli
ve de seçici bir tavır ortaya koymuştum çünkü bu
gönül meselelerinin sonu yoktur dostlarım. Ama
bir olay ile hayatımın akışı bir anda değişti.
Kadınlar hakkındaki fikirlerimi altüst edecek
bir kızla tanıştım. Haziran ayının yakıcı olmaya
başlayan bir sıcak gününde dostum Alp'le
birlikte hızlı zamanlarımızdan beridir kutsal
bir türbemiz haline gelen Dalyan
sahillerindeydik. Bir yeryüzü cennetidir
gidenler bilir orasını uzatmıyorum. Dalyan
haziran ayında caretta carettalardan da daha
önemli bir olay yaşıyordu. Dalyan'a çıkmıştım.
Yumurtadan çıkar çıkmaz suya koşuşturan çıtır
karettalar gibi binlerce taze de orada
kendilerine hayat verecek engin denizin
kollarına koşmayı beklercesine serilmiş
güneşleniyorlar. Mavili bir kız vardı sahilde
çok dikkat çekiyordu. İlk evvel fark etmemiş
gibi yaptım ne de olsa kız milletidir fazla
beğeni belli etmeye gelmez kendilerini Diana
moduna sokarlar. Ama gel gelelim hatun kişi az
ötede annesi olmasına rağmen anasından tam 20
metre uzağa benim tam dibime oturdu. Aslında
bulunduğum yer güzel güneş görüyordu bunun da
etkisi vardı ama zaten bunun da pek bir önemi
yoktu saat akşama doğru son güneşli dakikalarını
veriyordu bize. Sanırım saat 6 gibi en
sevmediğim şey oldu ve tam dibimizden bir muz
geçti insanlar bağıra bağıra saçma sapan bir
şeyin üzerinde çıkmış bağırıyorlar. Kız benle en
sonunda beklediğim şeyi yaptı ve konuştu.
"- Ne garip eğlence tarzları var"
Hemen sağımdaki kıza kulak kabarttım. Hayret
ulan dedim bunu bir kız mı söylüyor? Vallahi
özenmiyor ve gerçekten bu tür saçma uçuk
lükslere (muza binme vb.)benim kadar sinir
oluyorsa helal olsun buna, erkek karıymış dedim.
Konuşacaktım. Aslında kız bu sitemini direkt
bana dile getirmemişti. Ortaya söyledi
hoşnutsuzluğunu lakin 20 metrelik ben merkezli
çember yayımda bizden başkası yoktu Öyle ya kız
kendi kendine asılmış olmamalıydı.
Haklısınız dedim ve konuşmaya başladık. Hangi
okuldansınız falan derken kızla aynı okuldan
farklı bölümlerden çıktık. Her sorumda o da bana
cevap veriyor ve de soru soruyor adeta ağzımın
içine giriyordu. ağzımdan çıkacak lafı böylesine
güzel izlemesi mest ediyor daha da
konuşturuyordu beni. İletişimde okuyormuş, bir
gazetede fotoğrafçı bile olsa ona yetecekmiş, iş
arıyormuş bir yerden mesleğe girmek istiyor kız,
ama hiç de şansı yok. Bir ecza deposunda
telefonlara bakıyormuş ve buna ayda 120 milyon
maaş veriyorlarmış. Yüreğim sızladı bir anda.
Babamın proje müdürü olduğu bir inşaat
şirketinin(ismi lazım değil) aylık bülteninde
kıza bir iş bulmalıyım dedim kendi kendime.
Neyse buna tekrardan döneceğiz...
Baştan aşağı alımlı ve maviler içerisinde bir
kız. Hayatımda bir daha bir benzerini sanırım
göremeyeceğim bir kızdı ve de Macar
göçmeniymiş..? Bulgaristan'da bir kaç köyde sırf
Macaristan'dan göç eden Osmanlı Türkleri
yaşıyormuş. Vidin diye bir yere bağlıymış
haritada buldum köyün internette nerde olduğunu
bile bulmuştum, İstanbul a geldiğimde. O da göç
zamanı Bulgaristan'dan trenlerle gelenler
arasındaymış. Ben de Boşnak olduğum için
inanılmaz zevkle dinliyordum. Civciv sarısı uzun
saçları kahve gözleri toparlak yüz hatları ile
değişik bir göçmen güzeliydi. Üzerinde
mayosundan başka bir de pelerin gibi bir tül şal
karışımı bir şey vardı. O da maviydi. "blue daba
dee" oldum ama etkilenmemeliydim. Öyle ya kızdı
o.Kızla konuşmaya devam ediyordum. Baştan aşağı
maviler giymiş bir kız bana maviler içerisinde
bir hayali müjdeliyordu sanki. Umutsuzluğum
aşksızlığım ve seçiciliğimin verdiği açlıkla
kıza tutulmamak için bin bir dümen çeviriyordum
nefsime karşı.
Önce babanın yeri denen bir kafeye gittik kız
bana annesini babasını anlattı. Sakat bir erkek
kardeş babanın emekli maaşı, son derece salak
derecesinde de saf bir annesi vardı. Ve doğal
olarak da monoton bir yaşam. Ama nedense kız bir
hayli gösterişliydi. Bu gösterişin sahip olduğu
tek şey olan güzelliğini iyi bir şekilde sunup
kendisini bu hayattan çekip çıkaracak imkanları
ve belki de zengin kocayı kazandıracak bir
vitrin olarak kullandığını ise göz ardı
ederekten kızın güzel yüzü ve endamından başka
sözlerini de etkilenerek süzüyordum. Anlattığı
kadarıyla bundan evvelki ilişkisi 1 sene sürmüş
ve oğlan buna ve hislerine değer vermediği için
ayrılmışlar. Yani kısacası ben de sözde ikinci
kişi oluyorum. Yemedim ama aklıma değerli dostum
Yüksel'i getirdim ve gülümsedim.
Derken kafeden ayrıldık ve gelen kol gibi
faturayı bile gözüm görmedi ödedim çıktım
oradan. Sanıyorum ki 6 gün kadar bir tatil yaptı
ve gidiyordu. 6 dolu dolu günde bana sırlarını
sevgisini ve daha nesini vermişse bu kısımlar
anlatmakla bitmez ve hepsi kutsaldı bende artık.
Onu yolcu edecektim. Ama bir sabah aniden
kaldığım otele gelip odamın kapısında belirdi.
Ben çalan kapıyı Alp sanmıştım ama oydu. Sanki
Selin beni uğurlayacak sanmıştım. Ne güzel bir
vedaydı o... sanırım 15 dakika kadar aralıksız
öpüştük sarıldık ağlaştık. İstanbul'da
görüşecektik ve aşkımızın devamı için kıtaların
birleştiği yerde birleşecektik. Cep telefonum
yok demişti bana ev tel. de vermedi benden de
almadı. Sadece buluşma noktasını ve yerini
tespit ettik. Sultanahmet'teki Ayasofya çay
bahçesinde buluşacaktık.
Tarihler 4 temmuzu gösterdiğinde Amerika'da ve
bende Kurtuluş günü anıydı. Gün gelmişti.
Buluşma yerine saat 11 de gelmiştim oysa saat 1
de buluşacaktık. Derken buluşma yerine geldi
oldukça güzeldi. Güneş yanıkları geçmiş ve
bembeyaz bakıyordu bana. Bana sarılırken beni
sevdiğini söylerken çok içliydi. Selvin'i
babamın çalıştığı firmanın aylık bülten
dergisine sokmuştum. İyi sayılır bir maaşı da
olmuştu. Artık her şey çok iyiydi. Dolu dolu
günler geçirdik ve Selvin'i tüm anormal
hareketlerine benle birlikteyken bir anda
duraklamalarına dalıp gitmelerine karşın sevmeye
devam ediyordum. Kötü kaptırmıştım.Hayatta yemin
olsun ki Allah'tan başka kimsenin önünde
eğilmedim ama bu kıza karşı inanılmaz bir
teslimiyet içerisindeydim.
Derken bir gün bana lafı değişik cümlelerle
kullanarak arabamın nerede olduğunu sordu. Doğru
ya ona anlattığım bazı anılarımda altımdaki
arabayla ettiğim kazalar ve arkadaş gezmeleri de
vardı. Ve lanet olsun ki araba o gün erkek
kardeşimdeydi. Levent Tuzla'da okur ve okula
giderken bazan habersizce arabayı alır. Durumu
anlattım hmm. dedi önemi yok falan, ama
bozulmuştu sanki. O gün öylece geçti gitti. Bir
de akşam haberlerinde borsada pis bi piliç
firmasının hisselerine aldığım kağıtların ani
çıkışı ve düşüşüyle en pis maddi çöküntümü
yaşamıştım. Kağıtları elden de çıkarmam hiç
kolay değildi oysa çok umudum vardı. Neyse nede
olsa çalışıyordum. Bir ilaç firmasının
laboratuar sorumlusuydum. Borsa olayını anlattım
kıza dinledi üzüldüm gerçekten dedi. Ama fark
etmediğim bir şey vardı ki kızın bana ilgisi
azalıyordu. Elimdeki maddi olanakların
sarsılmazlığı ölçüsünde kızda bana bir ilgi
varmış ki bunlar azaldıkça o ilgi de azalıyordu.
Derken temmuz sonlarına doğru olan ilişki artık
günde beş telefon konuşmasından haftada 2-3
telefona dek düştü. Beşiktaş'ta buluştuğumuzda
daha evvel yapmadığı bir şeyi yaptı ve sadece 2
saatinin olduğunu söyledi. Arabam vardı ama o
gün moralim bozuktu Şirkette ise yönetim
tarafından bana uygulanan çekememezlik son
haddine varmış ve yaşadığım aşkın tesiriyle
azalan performansım o gün işten atıldığım günün
ta kendisi olmuştu. Bendeki moralsizliği sordu,
bana güven dedi, omuz çıktı ama salak gibi de
inandım ve anlattım. Bana dediği tek şey yine
aynıydı. Gerçekten üzüldüm ne diyeceğimi
bilmiyorum hakkında dilerim en iyisi olur.
Selvin'le o gün ayrıldık eve bıraktım
yanaklarımdan ve ufacık da olsa dudaktan bir
buse verdi ve o evine ben evime gittim.
Bu noktadan sonra hayatım yazılmaya başlamıştı
işte. Eve geldim yatağıma yattım ve bir mesaj.
"Cüneyt kusura bakma hayatım ama zor ama çok zor
bir dönemdeyim. Derslerim çok kritik ve de
hayatımda bazı kararlar almak durumundayım. Eğer
anlayışlı olurda bana zaman verirsen sevinirim
çünkü ruhen bir baskı altında olmak
istemiyorum". Ben tam karşılık mesajı yazacaktım
ne bu? diye ama daha yollamadan ikini bir mesaj
geldi ve daha da sarsıldım. "Cüneyt üzgünüm
kimsenin yaşamında kimseye ayak bağı
olmamalıyım, benim için yaptığın her şey için
teşekkür. Hakkını helal et hep aklımda ve
gönlümde kalacaksın. Lütfen beni sorgulama ve de
bir süre arama bye..."
Sonuçta kızı aradım. Salaklık işte. Ama arkadaş
kalalım dost kalalım türü şeyler... Fakat
telefondan bir müzik sesi geliyordu. Konuşalım
yüz yüze Selin diyordum ama ses yok. "Lütfen
Cüneyt bitsin artık. Ruhen hazır değilim." Öyle
ya dostlar, ruhen iyi olmadığımızda genelde
ayrılır mıyız yoksa sevdiğimizin omzunda teselli
mi ararız? Ama ben tam tersi bir durumdaydım.
Buna inandım ve kızı aklımdan silme yoluna
gittim. Tarihler 10 Ağustos'u gösterdiğinde
Yüksel'le birlikte ulus parkına gittik ve
kelimeler ağzımdan yine sevgi sözcükleri
şeklinde çıkıyordu. Manyak aşıktım, manyak
sevmiştim kızı. Ve oda gerçekten oldukça basit
bir şekilde vakur davranarak bitirdi olayını ve
gitti. Gerçekten de karizma falan kalmadı ama
bunu düşünen kim ki? Zaten şu anda kendime yeni
gelmiş ve yeni bir sevgili bulmuş halde normale
dönmüş vaziyetteyim ama bu tam bir ay aldı
değerli erkek adamlar.
Tarihler 1 ekimi gösterdiğinde babamın çalıştığı
İnşaat firmasının plazasına gittiğim bir gün
inanılmaz bir şeyle karşılaştım. Derginin
editörü Mahir ve Selvin kol kola. O an sildim
bunları aklımdan ama Yüksel ve Alp ben
istemememe rağmen araştırıp herifle samimi
olmuşlar ve bilhassa Alp adeta kanki olmuş
adamla. Herif kızı seviyormuş, kız da adamı, ama
Mahir kıza bir yığın yalan söylediğini ve bir
yığın da maddi yalan söylediğini amcasının lüks
cipini sırf kıza yaptığı karizma çerçevesinde 3
haftadır alıkoyduğunu ve kıza Florya'da
oturduğunu söylemiş bunların altından nasıl
kalkacağını söyleyip Alp'e dert yanmış Alp
dostum kıza maaşım 1 milyar dedim ama ben sadece
300 milyon alıyorum ne yapacağım şimdi ben abi?
demiş hatta..
Ve de işte flaş.. Kız işe başladığı günden beri
konuşuyorlarmış ve de kızın işe başlamasından 1
hafta sonraysa çıkmaya başlamışlar. Kız ona
ayrıldığı erkek akadaşının kendisine değer
vermediğini cs. falan anlatmış... Pes dostlar
pes.. İşte aşk . İsteyen alsın yaşasın.
İsteyense bir tarafına soksun ama ben artık
istemiyorum dostlar. Lütfen bunu herhangi bir
sansür uygulamadan yayınlayın ve safça seven ve
her şeyini her yönünü aynen sevdikleri kıza
aktaran zavallıların uyarılmasına vesile olun.
Siz ise değerli erkek adamalar görün işte
sevgiyi tanıyın. İşte kızın size sizi sevdiğini
söylerken sizin omzuna başınızı koyduğunuzda
kızdan aldığınız o elektrikle verdiğiniz cümle
sırlar zincirinin, kızın size yakınlaşmasını ve
size destek olmasına yarayacağına değil de
sadece ve sadece kızın sizi tartmasına
yarayacağını bilin yeter.
Bu arada Mahir ve Selvinin durumlarını da
bilmiyorum artık hiç birimiz de ilgilenmiyoruz
zaten. Peki ben? Gerçi ben de Ailesel açıdan
Paralı sayılacak biriyim ama babamın parasını
yemeyi kendime yakıştıramıyorum. çalışıyor ve
babama bağımlı kalmıyorum arabamın parasını bile
pazarda mont satarak kazanmıştım üniversite
zamanında. Ve buna rağmen helal kazanç değil bol
kazanç tercih ediliyorsa bol da bir aile
kazancım olmasına rağmen ben yine de beni böyle
ölü soyucusu aç insanlara bırakmadığı için
Allah'a şükrediyorum. Kızlar her zaman Paralı
bir erkek bulabilir, bizse her zaman kız
buluruz.. Bunu öğrenelim ve dünyalarımızı bizim
peşimizden koşanlara karşın gizleyelim
dostlarım. Zenginsen fakir görün fakirsen de hiç
takma seni bulan sen olduğun için bulsun
bağlansın. Ve dünyalarımızı aklında bizim gibi
insanların hayalini kuran temiz kızlar karşımıza
çıkıncaya dek, Güzellikten başka hiç bir servete
sahip olmayan zavallılardan yüksek bir duvarla
ayıralım. Dediğim gibi unutmayın. Her zaman
buluruz yeter ki biz adam olalım. Bir azizeye
dek gönlünüzü mühürleyin ve her güzele bakmayın
dostlarım. Güzele bakmamak bence en güzel
sevaptır.
Nasıldı atasözü? "Arı bende oldu mu Balı
Bağdat'tan bile getirtirim" Sevgiyle ve
Selametle kalın değerli dostlar sevgiyle kalın
ve ders alın...
Teşekkürler Yüksel ,Teşekkürler Alp , Ferruh ,
Teşekkürler Anne , Beni yetiştiren ve
olgunlaştıran herkese dair..
Teşekkürler Selvin... bir gün senin gibi zafer
sarhoşları da bu sulu gözlerle söylenen
yalanlarınızın getirisinin mutsuz bir hayattan
başka bir şey olmadığını anlayacaklar ama o
zaman geldiğinde Zaman beni haklı çıkarıp
aynalar sizi yalancı çıkaracaktır.
Dostlarımın tatlı saldırısı olmasa yazamazdım...
Sağolun.
Kaynak : www.erkekadam.com
|
|