|
|
|
 |
Aldatan Adam / Demir Gönül
Sizin Boşanan Adam’ın yazılarını –şimdilerde
yazmasa da- halen keyifle okuyorum. Ben de bir
Boşanan Adam’ım. Ama bana asıl yakışan isim
Aldatan Adam...
Oysa ben mazbut, evine bağlı, eşinden başka hiç
kimseye bakmayan, baksa bile kısa sürede gözünü
çeviren, hatta baktığından dolayı pişmanlık
duyup kızaran ve bu yüzden de karısına yakalanan
bir adamdım.
Eşimi çok seviyordum. Hatta aptallık derecesinde
seviyordum. Gözümde hiçbir kusuru yoktu.
Hayatımın bütün 20’li yıllarını onunla
geçirmiştim. 10 yıllık beraberliğimizin 6 yılını
evli olarak yaşadık. Aldatmıyordum. Oysa cinsel
hayatımız da öyle ahım şahım değildi. Bir çok
kez “Bu gece olmaz” sözüyle karşılaşmama rağmen,
bunu pek de kafama takmıyordum.
Ama bir gün her şey değişti...
O gün eşimin işten çıkacağı saatlerde iş yerine
telefon ettim. Arkadaşları biraz önce çıktığını
söylediler. Bu ilk kez oluyordu. Şaşırdım. Erken
çıkmak hiç adeti değildi. Olağanüstü bir durum
varsa zaten bana haber verirdi. Ben eve döndüm
ve onu beklemeye başladım. Gece yarısı olduğunda
hala gelmemişti. Ve ben bütün saflığımla başına
bir şey gelmiş olabileceğinden korkuyordum.
Saat 2 olduğunda kapı açıldı ve o içeri girdi.
Kalktım ve telaşla onu merak ettiğimi, bir şey
mi olduğunu sordum. Bir anda içkili olduğunu
farkettim. Aman tanrım... Bu benim karım
olamazdı. Bana yanıt bile vermedi ve içeri gidip
yattı. Sabah uyandığında konuşmak istediğimde
ise, dışarıda arkadaşlarıyla içmeye hakkı
olduğunu ve buna karışmamam gerektiğini söyledi.
Haklı gibi görünüyor değil mi?
Oysa karımın benim tanımadığım hiç arkadaşı
yoktu ki. İçmeye de gideceksek hep birlikte
giderdik. Demek ki yeni arkadaşlar edinmişti.
Yani ben iyi niyetle öyle düşünmüştüm.
Karımın geç gelmeleri haftada 2’ye 3’e
çıktığında bir gariplik olduğunu sezmeye
başlamıştım. Ama özgür ve çağdaş düşünceli olan
ben, bir hesap sorma olayına giremiyor, içim
içimi yerken ona sadece, “Bari giderken haber
ver de merak etmeyeyim” diyordum. Ama o, bunu
bile yapmıyordu.
Bu durum birkaç ay daha devam ettikten sonra,
onun olmadığı bir akşam ben de dışarı çıkmak
istedim. Beyoğlu’nda karımın ve benim severek
gittiğimiz bir bara gittim. Bardan içeri
girdiğimde gözüm bir masaya takılı kaldı. Masada
oturan kişi, nişanlılığımız sırasında karımı
tavlamaya çalışan, bizimle aynı meslekten bir
adamdı. Karşısında da bir kadın oturuyordu.
Kendi kendime “Demek sonunda birini bulabilmiş”
diyerek yürüdüm. O masayı geçtim ve karşısındaki
kadının kim olduğuna bakmak istedim.
İşte o an bütün bar üzerime yıkıldı. Çünkü onun
karşısında oturan kişi benim resmi nikahlı
karımdı...
Sonrası basit...
Eve döndüğümüzde iyi bir kavga, ertesi gün benim
evden ayrılışım ve 1 ay sonra da boşanma...
Boşandıktan sonra eve kapadım kendimi. Her akşam
bir küçük rakı ve beyaz leblebiyle sarhoş
oluyor, ancak öyle uyuyabiliyordum. Yapılanı bir
türlü içime sindiremiyordum.
O günlerde karşıma biri çıktı. Alımlı, akıllı,
sevgi dolu ve tabii ki güzel vücutlu biri...
Harika günler geçirmeye başlamıştım. Hep tek
eşliliğe inandığımdan çok geçmeden ona evlenme
teklif ettim. Etmez olsaydım... Bir anda onun
aslında psikolojik rahatsızlıkları olan,
kompleksli ve kıskanç biri olduğu ortaya çıktı.
Ayrılmaya kalktığım zamansa yaptığı şey bana çok
pahalıya mal oldu. Cinsel ilişkilerimiz
sırasında hep ben korunurdum. Ama bir gece
şiddetli bir kavganın sonucunda, tutkuyla
sevişmeye başladığımızda ilk kez “Prezervatif
istemiyorum. Zaten günüm de yaklaştı” dedi.
Kandım. Bana hamile olduğunu ve artık evlenmemiz
gerektiğini söylediğinde beynimden vurulmuşa
döndüm. Bunu neden yaptın diye sorduğumda ise
“Seni kaybetmemek için” deyiverdi. Resmen bir
kez daha aldatılmıştım. Çocuğu aldırmaya razı
ettim elbette. Ama bu olayın yarattığı
yıkıcılığı anlatmama gerek yok sanırım.
Ondan ayrıldıktan sonra kısa süreli ilişkiler
yaşadım. Ama vazgeçmiş değildim. Hayatımda
sadece bir kişinin olmasını ve evlenmeyi
düşünüyordum.
Biri daha çıktı karşıma...
Yine mükemmel başladı, mükemmel gelişti. Tam
sırasında yine aynı aptallıkla evlenme teklif
ettim. Üstüne bir de araba hediye ettim. Ama
arabayı alan hatun ortalarda görünmemeye
başladı. Üstüne üstlük benden soğuduğunu falan
da gevelemeye başlayınca olay koptu...
Ve birden içimdeki canavarın harekete geçtiğini
hissettim. Bu canavarın adı –her ne kadar
kabullenemesem de- intikamdı.
Öncelikle acayip severken, beni piç gibi ortada
bırakan bu kadına dersini vermeliydim. Hemen
birini buldum. Bu onun çevresinden biriydi.
Benim o kişiyle olduğum da çok geçmeden onun
kulağına gitti. Ve telefonlar başladı. Hata
yaptığını aslında beni hiç unutamadığını
söylüyordu. Kozlar artık elimdeydi. Üstelik
diğer kişiden ayrılmadan, onunla da birlikte
olmaya başladım.
Tanrım bu ne büyük bir zevkti. Yalan
söylüyordum. Yalan söylerken de keyif alıyordum.
Birinin kulağına fısıldadığım aşk sözcüklerini,
aradan bir saat geçtikten sonra buluştuğum
diğerine de fısıldıyordum ve bu beni hiç
rahatsız etmiyordu.
Biri daha çıktı karşıma. Onu da ikiletmedim
tabii ki. Aynı anda üç kişiyle beraberdim.
Trafiği idare etmek zor oluyordu ama aldığım
keyif bu zorluğa değiyordu.
Artık Aldatan Adam’dım. Aldattıkça da
değerleniyordum. Biri bana ‘İş çıkışı buluşalım’
dediğinde, “Gelemem, hem işim var, hem de yalnız
kalmak istiyorum" diyor, bir başkasının kucağına
koşuyordum. Böyle yaptıkça da “gizemli” biri
oluyordum. Artık kadınların aradığı adamdım.
Gizemli, kendinden emin, hükmeden, istediği
zaman gelen, istediği zaman giden, bazen ortadan
kaybolan, yatakta iyi bir aşık, sevgililerini
iyi yerlere götüren, şık hediyeler alan...
Abarttığım zamanlar da oldu elbette. Hele bir
kere kalabalık bir grup içinde 4 sevgilimi de
aynı masaya oturtmuştum. (Bunun öyküsünü bir
başka yazıda anlatırım). İnsanlar cesaretime
inanamamıştı. Ama ben zaten onları baştan yok
sayıyordum. Olsa da olurlardı, olmasa da... Bu
rahatlığı hissettiğim için de korkmuyordum.
Aldatmaya devam ediyorum. Şu anda, yine 4
kişiyle beraberim. Hepsi mutlu. Tabii ki
birbirlerinden haberleri yok. Ama benim bir tek
şikayetim var. Bu trafiği yürütmek için iyi
paraya ve zamana ihtiyaç var. Birincisiyle
ilgili sorunum yok. Ama zamanım yetmiyor. Zaman
sorununu da çözersem, sayıyı ikiye katlamayı
düşünüyorum. Ne zamana kadar böyle devam eder
falan diye de felsefik yaklaşımlar içine
girmiyorum. Çünkü ben Aldatan Adam’ım ve
aldattığım kadar yaşarım...
Unutmayın, size önemli bir ipucu, insanlar
inanmak istedikleri şeye inanır. Gördüklerine
değil...
Kaynak : http://www.erkekadam.com/erk/erk.asp?mak_id=22 |
|